Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa     

ÖRTÜLÜ CİNAYET

- Şimdi bunları konuşmanın sırası değil. Bunlar sonraki adımlar, biz önce ikinci adımı geçmeliyiz.
- Doktorlar dedi ki…
- Doktorlar, senin iyileşemeyeceğini de söylemişlerdi. Biz önce onların zihniyetini yendik. Sonra da onlara muhtaç eden şeyi. Onlar senin saçlarının döküleceğini de söylemişlerdi. Dökülmedi. Şimdi de başka şey söylüyorlar. Yine yanılabilirler. Sonra sizin önünüzde daha onbeş – yirmi yıl var. Tıp hızla ilerliyor. Eminim ki dert ettiğin şeyin çaresini de bulacaklardır. Bütün bunlar dördüncü,  beşinci adımlardır. Önce ikinci adımı geçmeliyiz.

Uykusunun geldiğini söylemesi üzerine ayrıldık. Yukarıda anlamsız gibi görünen sözlerimin nedeni, onun sözü çocuğunun olmayacağına getirmesini sezmiş olmamdı. Şu kritik günlerde böyle bir konunun onu umutsuzluğa düşürmesini istemediğim gibi sonradan utanacağı şeyler söylemesini de istemiyordum. O zaman başarılı bir şekilde uyguladığımı sandığım terapinin de sonuna gelmiş olurduk. Sözleri onun ağzında tıkayarak imalı konuşmam bundandı.

Görüşmeden sonra Özer’i aradım. Körsescisi meşguldü. Bir saatten çok daha uzun bir süre meşgul çaldı. MSN’de, körsescinin yine meşgul olduğunu söyledim.

. Bir arkadaşımla konuşuyorduk.
. Sakın Manisalı olmasın.
.Yok abi! O evlendi.
. Aylin şu sıralar çok duygusal, onu ben sana söyleyinceye kadar aramamanı istiyorum.
. Tamam abi.
. Kendisiyle konuştuğumuzda aramamanı benim istediğimi söylerim.

Aylin’le konuşurken “sana, sen açmadıkça bu konuyu açmayacağımı söylemiştim. Ancak şimdi sana bir şey söylemeliyim. Sakın Özer beni niye aramıyor diye düşünme. Onun aramamasını ben istedim. Çok duygusal bir dönem yaşıyorsun. Ben sizin birbirinizi üzmenizi istemiyorum” diye açıklama getirdim. Bir iki gün sonra da kendisini toparladı ve Özer’e artık arayabileceğini yazdım.

Her şey yavaş yavaş yoluna giriyordu. Aylin iyileşiyordu. Zamanının daha az bölümünü uykuda geçiriyordu. Tahlillere göre de altı ay içinde tamamen olmasa da büyük oranda iyileşmiş olacağını tahmin ediyordum. Peki ben ne olacaktım? Bu kız yarın evlenecekti. O zaman da benim aralarında olmamam gerekiyordu. Görevimin sona erdiğinin farkındaydım. Bayramlarda belki hatırlanan bir ağabey olma zamanım gelmişti. Ondan uzaklaşmam gerekiyordu. Bunu da ona hissettirmeden yapmalıydım. Saatte bir arıyor, günde yalnız bir kere konuşuyorduk. Arama sıklığımı düşürmemi fark etmeyebilirdi. Her gün bir arama eksilterek öğleden önce iki, öğleden sonra da iki olmak üzere günde toplam dört aramaya kadar düşürdüm. Bu yüzden görüşemediğimiz günler de oldu.

Grup üyeleri bir yerde buluşma kararı almışlar ve yer İstanbul, tarih 24 Temmuz seçilmişti. Geleceğini bildirenler arasında Cemal ve Aylin de vardı. Aylin’in gelemeyeceğini biliyordum. O gelmeyi gerçekten çok istiyordu. Sağlığı ise henüz elverişli değildi. Bu dönem zarfında, Özer’in bir saatten fazla süren meşgul telefonlarından üçüne daha şahit olmuştum. Çok rahatsızlık duymuş, onun başka kızlarla da konuşuyor şüphesi beynimi kemirmeye başlamıştı. Onun başka sevgilileri olması ihtimalini kıskanmış, Aylin’e yapılmış büyük bir haksızlık olduğunu düşünmüştüm.

Yeğenimin sünneti nedeniyle Adapazarı’na gidecektim. Onu da davet ettim. Böylece kafamı kemiren şüpheleri kendisi ile konuşacaktım. Buluşamadık.

Büyük buluşma günü geldiğinde ise, sabah çok erken İstanbul’da olacağımdan kendisini rahatsız etmek istememiştim. O, mutlaka körseslememi istedi. Güya sabah erkenden buluşacaktık. Konuşacak şeylerimiz vardı. Hem meşgul hatları soracak, hem de bir zamandan beri akşamları neden internette gözükmediğini öğrenecektim.

24 Temmuz sabahı, saat 04:00 sularında Harem’de otobüsten indim. Bir çay ocağına yerleştim. Çayımı yudumlarken Özer’i çaldırdım. Açılmadı. Sabah sekize kadar defalarca uzun uzun çaldırmama rağmen uyandırmayı başaramadım. Saat 08:00 sularında arkadaşı Hasan açtı. Buluşma noktasında anlaştık ve körsescileri kapattık.

08:30 sularında Aylin aradı. Kendisi gelemiyordu ama buluşmadan dolayı çok heyecanlı idi. Akşam görüşmemizde de bu belli oluyordu. Hatta 05:00 sularında beni arayacağını da söylemişti. Sonra uyuya kalmış ve arayamamıştı. Yarım saat kadar sohbet ettikten sonra ayrıldık. On dakika sonra da Özer ve Hasan’la buluştuk. Anlaşılan bazı şeyleri yine konuşamayacaktık.

Grup’tan on üye bir çay bahçesinde buluştuk ve tanıştık. Cemal işleri nedeniyle katılamamıştı. Eskiden yargıçmış, prensipleri nedeniyle ayrılmış ve avukatlığa başlamıştı.

Fotoğraflar çekindik. Sohbet ettik. konuşmalarımıza Kız Kulesi’nde devam etmeye karar verdik.

Tam çay bahçesinden çıkarken Özer’in zili çaldı. Arayan Büyükadam’mış. Aylin’i aradığını, Aybike’nin açtığını, “ben komşusuyum, onlar yok” dediğini anlatmış. Buna bir mana verememiş, Özer’e dert yanmıştı. Özer de bana ne yapacağını soruyordu. Aylin’i aramasını istedim. Özer gruptan ayrılarak Aylin ile konuştu. Neler konuştuklarını sormadım.

Akşama doğru bir Büyükadam krizi daha yaşandı. Ertesi gün kendisini iletileyerek bir daha aramaması gerektiğini anlatacağımı söyledim.

Dönüş için otobüs beklerken Aylin aradı. Ona toplantının nasıl geçtiğini, neler yaptığımızı anlattım. Sanki o da toplantıya katılmış gibi mutluydu. Gariptir onunla yaptığımız konuşmaların çoğunu hatırlamıyordum. Sonra birden bazı sözler beynimde çınlayıveriyordu. Yarım saatten fazla süren bu konuşmamızda neler konuştuğumuzu hiç hatırlamıyordum. Sadece onun çok mutlu olduğunu biliyordum.

Büyükadam, Aylin tarafından dışlandığını bilmiyor, telefonlarına neden cevap verilmediğine mana veremiyordu. Merak içinde olduğuna şüphe yoktu. Aylin ise Büyükadam’dan rahatsızlık duyuyor, adının bile anılmasını istemiyordu. Ailesi sebebini tam olarak bilmiyor, sadece benim anlattığım kadarını biliyorlardı (ya da ben öyle sanıyordum). Hem Aylin’i korumak, hem de Büyükadam’ın merakını gidermek için aşağıdaki iletiyi yolladım:

Gönderen: Ali (Bay, 46)
Alan: Büyükadam (Bay, 52)
Tarih: 25.07.20..
Konu: Aylin Hk

----------

Merhaba,

Bir süredir Aylin’le görüşemiyorsunuz. Bu mesajı, sizin merakınızı gidermek için yazıyorum.

Günümüz gençleri, bizim dönemimizin gençlerine benzemiyorlar. Bizim zamanımızda saygı ifade edenler sözler, günümüzde hakaret, saygısızlık diye gördüklerimiz de övgü olarak kullanılmaktadır. Sizin de belki iyi niyetle söylediğiniz bir söz Aylin’i kırmış. Sizinle görüşmemesinin sebebi budur. Sabırlı olunuz ve bir süre aramayınız. Eminim ki, bir süre sonra sizi affedecek ve kendisi arayacaktır.

Sevgilerimle.

Gönderen: Büyükadam (Bay, 52)
Alan: Ali (Bay, 46)
Tarih: 25.07.20..
Konu: yn:Aylin Hk

----------

Benim biricik kızım bana kırılmış olamaz. Böyle bir şey varsa, niye ağabeyi veya teyzesi veya kendisi yazmıyor da siz yazıyorsunuz?

Doğru söylüyordu. Ben kim oluyordum? Aileden birinin kendisine dur demesi gerekiyordu. İyi de bunu Aylin’e nasıl anlatacaktım?

Büyükadam’ın imalı sözlerinden bir türlü gerekli dersi alamamıştım. Bazen insanın gözü kör olabiliyormuş. Düşünceleri dumura uğrayabiliyormuş. Ben, Aylin’i o kadar çok seviyordum ki şu kritik dönemde hiçbir şekilde moralinin bozulmasını istemiyordum. Tespit edebildiğim bütün can sıkıcı olayları, onun haberi olmadan bertaraf etmenin yollarını arıyor, bütün zekâmı bu yönde kanalize ediyordum. Ailesi bu kızı benim kadar sevmiyorlar mıydı diye düşünemiyordum. Özer de bir süredir akşamları internette gözükmüyordu. Bu, benim gibi diğer Grup üyelerinin de dikkatini çekmiş ve “bu çocuk bir işler çeviriyor ama…” imaları telaffuz edilmeye başlanmıştı. Kendisiyle yüz yüze konuşmayı başaramamıştım. Anlık sayılamayla sormaya karar verdim. Bir gün:

. Seni ne zaman arasam, telefonun meşgul çıkıyor. Ben de artık aramıyorum.
. Telefon bu, meşgul olabilir.
. Ya bir saatten fazla meşgul oluyorsa?
. Abi sana söyledim ya, birinde Manisalı bir arkadaşımla birinde de asker arkadaşımla görüşmüştüm.
. Diğerleri?
. Başka yok abi.
. Sayayım mı?
. …….
. Bu meşgul telefon görüşmelerine Aylin de şahit olursa ne düşünür?
. Biz o konuyu hallettik abi.
. Ben o kadar şüpheleniyorsam o daha çok şüphelenir ve ben onun üzülmesini istemiyorum.

Mesai bittiğinden modem kapatıldı ve bağlantı koptu. Daha fazla görüşemedik.

Sıkıntı üstüne sıkıntı geliyordu. Aylin’le uğraştığım yetmiyormuş gibi grup da zor bir dönem geçiriyordu. Nehire’nin bir arkadaşı, Mısır’da meydana gelen terör olayında hayatını yitirmişti. Nehire’yi gerçekten çok seviyordum ve onun acısını derinden hissediyordum. Masum insanlara yönelik şiddet uygulayan hiçbir dava haklı olamazdı. Üyeler birer birer taziyelerini bildiriyorlardı ki yeni üyelerden biri, konuyu Vahdettin’in vatan hainliğine getirdi. Haindir veya değildir ama onu savunan insanlar da vardı. Biz heterojen bir gruptuk. Bu ithamdan bazılarının rahatsız olacağı muhakkaktı. Oldu da. Bir üye oldukça sert bir cevap verdi. Olaya derhal müdahale ettim. Konuyu saptıran üyeye 24:00’e kadar bir ileti daha yayınlama hakkı vererek ondan sonra kendisini gruptan çıkaracağımı bildirdim. Nehire başta olmak üzere birkaç kişinin tepkisini çektim. “Haklı olduğumu iddia etmiyorum. Ancak karar verilmiştir ve uygulanacaktır” şeklinde karşılık verdim. Zaman dolunca da uyguladım. Bunun üzerine Nehire gruptan ayrıldı. O çok önemli bir üyemizdi. Onu kaybedemezdik. Hem sayılayarak (e-mail göndererek), hem site üzerinden iletileyerek tekrar çağırdım. Buradaki Vahdettin adını çıkartarak Nazım Hikmet adını yazmasını, nasıl tepki vereceğini düşünmesini istedim. Bana göre yakın tarihimiz çelişkilerle doluydu. Tanıdığım bazı araştırmacılar, eski ünlü isimlerin Coğrafya üzerinde bile yanlış yazdıklarını söylemişlerdi. Demek ki adlarına sığınarak masa başında Kurtuluş Savaşı’nı anlatmışlardı. Bir grubun vatan hainliği ile suçladıkları bazı isimleri, bir başka grup “kahraman” diye lanse ediyordu. Elbette zaman bu isimler hakkında hüküm verecekti. Bu hüküm doğru veya yanlış, çoğunluk tarafından kabul görmüş hüküm olacaktı. Elbetteki insanlar sevdiklerini övme hakkına sahiptiler. Ancak kimseyi yermek hakkına sahip değildiler. Çünkü onların kötülediklerini başkaları seviyor olabilirlerdi. İşte benim tepkim bunaydı. Yarı sert, yarı yumuşak yoğun duygu yüklü iletileşmelerimiz oldu. Nehire siteye giriş şifresini bana göndererek ne yapmak istiyorsam yapabileceğimi yazdı. İstediğim bu değildi. Kendisinin gelmesini istiyordum. Onun adına aşağıdaki şiiri yazdım ve grupta yayınladım. Özelini iletileyerek kendisi için yazdığım şiiri okumak istiyorsa “gruba gir ve oku” dedim.

NEHİRE

Karanın denize dediği gibi:
Çizgi kadar yakınım diyorsun.
Yardıma geliyor borayla tipi,
Bir tsunami olup coşuyorum.
Sana koşuyorum.
Ve...
Kayalara çarpıp,
Tuzlu ıslaklığımı bırakıyorum.
Kıyamet kadar uzak,
Mahşer kadar zorsun.

Nehire şiiri bir arkadaşından özeline göndermesini istemiş, şiiri gönderen arkadaşı, “seni ne kadar sevdiğini görmüyor musun? Gerçekten de Mahşer kadar zorsun” notunu düşmüştü. En önemli üyemizi yeniden kazanırken bazı üyelerimizi de kaybetmiştik.

Back to previous chapter Next chapter
Geri | İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN

1 2 3 4 5 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35