Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

"Allah'a emanet olunuz" cümlesi veda anlamı taşıyordu. Daha fazla yazışmak istemediğini kibarca anlatıyordu. Ben de karşılığını yazmadım.

Mektubun gelmesi geciktikçe, farklı şeyler düşünmeye başladım. Ölümünden üç hafta sonra bana mektup bildirilmişti. Aradaki aramalarıma ve iletilerime cevap verilmemişti. Bana hâlâ sıcak bakmıyorlardı ve uzunca bir tereddüt yaşamışlardı. Cenazenin kalkacağını da yetişemeyeceğim saatte bildirmişlerdi. Ölümünden üç, gömülmesinden iki ay geçmişti ve Ankara'ya dönmemişti. Aylar sürecek yolculuğa çıkarken insanlar, en azından bir valiz hazırlarlardı. Mektubu gerçekten göndermek isteseydiler, mektup da valizde yer bulabilirdi. Koskoca valize küçücük kâğıt parçası sığamamıştı. Kızcağız, çok şiddetli ağrılar altında, sözleri insan üstü gayretle ağzından çıkararak bu mektubu dikte ettirmişti. Şüphesiz ki onlar, onun şartlarını benden çok daha iyi biliyorlardı. Bana göre mektubun önemi, yazdırıldığı şartlardaydı. O durumdayken bile beni düşünmüş olmasındaydı. İçinde yazılanlar hakkında en ufak fikrim veya tahminim olmadığı gibi merakımı da uyandırmıyordu. Onlar mektubun bana ait olduğunu sanıyor olmalıydılar. Halbuki muhatabına ulaşsa bile mektup daima yazana ait olurdu. Hem bizim örfümüzde, hem de İslam'da emanet çok özel bir değere sahipti. Kesinlikle bir an önce yerine ulaştırılmalıydı. Emanet de benim değil, Aylin'in emanetiydi. Bana kalsa onlara günahımı bile emanet etmezdim. Tanrı'nın emanetine hıyanetlik yapanlar, benim emanetime mi sahip çıkarlardı? İdam mahkumlarının bile son arzuları yerine getirilirken Aylin'in son isteğini yapmak arzusunu taşımıyorlardı. Bana duydukları kin, ellerini, kollarını bağlıyordu.

Her gün Ankara'ya döndü mü sorusu karşısında yıpranıyordum. Geçmişteki psikolojik savaş devam ediyor gibiydi. Beni bunalıma sürükleyen bu durum daha fazla sürmemeliydi. Zaman da kararımı değiştirmeme neden olacak hiçbir şeyin olmadığını fark ettirmişti. Bana teşekkür ediyorlardı, demek ki onlar için iyi bir şey yaptığıma inanıyorlardı. Benim için kötü bir şey yapmışlardı ama özür dilemek akıllarının ucundan bile geçmiyordu. Mektubun içeriğinin o öldükten sonra hiçbir anlamı yoktu. Hayır. Bu mektubu almayacatım.

Gönderen: Ali (Bay, 46)
Alan: Aybike (Bayan, 37)
Tarih: 12.02.20.. 08:..
Konu: Yn: Yn: Aylin'in Şiirleri

Bana yazılan mesajdaki "25 yaşındaki bir kıza abi olduğuna inandırabilirsin ama beni asla" ifadesini, "küçük bir kızı, eline elma şekeri vererek kandırıp tecavüz etmek istiyorsun" şeklinde algıladım. Sonraki tavırlarda bu algılamamı güçlendirdi. Yazanın gerçek düşüncesi yazanı ilgilendirir. Benim algılamam böyledir.
Aylin'in de bana yapılan ucu açık suçlamaya inanması, beni derinden kırmıştır. Kendisini bağışladım ama barışmadım. Ruhumun derinliklerinden ona dargınım.
Dünü ve bugünü iyi değerlendirirseniz, geleceği tahmin edebilirsiniz. Bunun için medyum veya falcı olmanıza gerek yoktur. Ben de Aylin ile ilgili bir takım tahminlerde bulunmuştum. Maalesef bunların hepsi gerçekleşmiştir. Bir yıldan önce yaptığım tahminlerden biri de sözünü ettiğiniz mektuptu. Mektup ve onunla birlikte bir takım ağırlıklar bırakacağını tahmin etmiş ve onları almamaya karar vermiştim. Ölümüyle bıraktığı mesajlar nedeniyle tereddüde düşmüşsem de kararımı değiştirtecek şeylerin olmadığını gördüm. Maddi veya manevi hiçbir şey beklemedim. Buna teşekkür de dahildi. Bir özür bekledim. Bunu ima da ettim. A tabii siz (bu siz zamirine Aylin de dahildir) büyük insanlarsınız, hata yapmazsınız. Sonra Ali de kimdir ki ondan özür dileyeceksiniz. Hadi sizi zahmetten kurtarayım: Mektup sizde kalabilir.
Mektup... Mektup her çantaya sığabilen ve dünyanın her yerinden gönderilebilen bir şeydir. En azından ben öyle biliyorum. Sizin çantanıza sığamayacak kadar ağırlaşmışsa bu, sizin Aylin'e verdiğiniz değerdendir. Zavallı Aylin, hayatından çok daha fazlasını kaybetmiş.
Hoşça kalın.

İki ay daha iletimi sayfamda tuttum. Okunmayınca sildim ve Aybike'nin beni iletilemesini de engelledim. Bir haftadan fazla bir süre geçmişti ki Aylin'in şiirleri pasiflendi. İletim okunmuş olmalıydı.

Tesadüf gibi görünen sebeplerle karşılaşmamız sonucu sağlanmıştı. Sonra karşılaşmamız sonucu bir sebep haline gelmişti. Belki de onun beyin kanserini yenmiş olması karşılaşmamızın gerçek sonucuydu. Böylece bu tür hastalıklarda takip edilmesi gereken yolu göstermek içindi. Bir çeşit metodoloji oluşturmaya sebep teşkil etmesi içindi. Sonradan Büyükadam kaynaklı geri dönüş de böyle olması gerektiğini anlatmak içindi. Sanırım tıp uzmanlarının bu konuyu derinlemesine incelemeleri gerekiyor.

Sadece bir şüphe yüzünden bir hayat, çok zor bir dönem geçirmiş ve sona ermişti. Katilleri de kendisini sevdiklerini iddia edenler olmuştu. Dayısı ve Dünya, bana - doğru veya yanlış - bir suç isnat etmenin onu psikolojik olarak yıkacağını, bu yıkımın ölüm getireceğini bildiği halde elinde bir delil olmadan Cemal'i üzerime yönlendirerek taammüden; Büyükadam bilmeyerek; Özer, bana yar olmayan kimseye yar olmasın diyerek; ağabeyi tetikçi olarak ve ben de...

Devrim, Cemal'e tabi olup en yakın arkadaşının solup gitmesine göz yumması; Aybike, benim Aylin için ne kadar önemli kişi olduğumu bilmesine rağmen sessiz kalması ile bu cinayete suç ortaklığı yapmışlardı.

Bundan sonra hepimiz vicdanlarımızla baş başa kalacağız. Duyacağımız vicdan azabı, kurtarmaya çalıştığımızı sandığımız hayatı geri getirmeyecek.

Özer, Aylin'i çoktan unutmuş, hatta evlenmişti bile. Yaşanan olaylar onu yaralamayı başaramamıştı. Büyükadam için Aylin, ne ilk vukuatıydı, ne de son olacaktı. Bana gelince:

Cemal'in ilk iletisindeki "25 yaşındaki bir kızı abi olduğuna inandırabilirsin ama beni asla. Adrenalin arıyorsan, beni başına bela et" cümlelerini, başlangıçta Aylin'e asılmak veya onu ayartmaya çalışmak olarak algılamıştım. Aslında söylenmek istenen: "Küçük bir kızın eline elma şekeri tutuşturarak kandırıp, tecavüz etmek istiyorsun"du. Aylin'e elma şekeri verdiğim doğruydu. Bu elma şekeri onun hayatıydı. Doğrusu ödülü de mükemmel olmuştu!?

Aldığım emsali görülmemiş ve belki de bir daha görülemeyecek ödülden sonra kökünden sarsılan değer yargılarımı tekrar ne zaman toparlarım, bilemiyorum. Her ne kadar o muazzam sevgiden kırıntılar kaldı diyorsam da onu asla unutamayacağımı biliyorum. Bazan öfkeyle bazan kırgınlıkla ve bazan da hep sevgiyle anacağım. Ne zaman başına kova geçirildiği sahneyi hatırlasam dudaklarımda acı bir gülümseme oluşacak.

İlk habere tepkisiz kalmışsam da yokluğu zaman içersinde ruhuma nüfuz ediyor ve onu özlüyordum. Daha ne kadar özleyeceğim, bilmiyorum.

Onaltı ay boyunca hep çelişkilerin uç noktalarında yaşamıştım. Onun ölmesini istediğim dönemler bile olmuştu. Onu hayata bağlayabilecek tek kişi olmanın verdiği ağır sorumluluk ve yük, bütün bu zaman dilimi boyunca yoğun bir stres yaşamama sebep olmuştu. Stresin pek çok hastalığın ana sebeplerinden biri olduğunu biliyordum. Herkesin onu unuttuğu bir zamanda ben, onun bana hediyesiyle mücadele ediyor olacağım.

Yapılanları, bir türlü mantığım kabul etmiyordu. Her şeyi sorguladım. Acaba gerçekten Aylin diye biri var mıydı? Var olduğunu biliyordum ama inanmıyordum. Varsa gerçekten hasta mıydı? Hasta olduğunu biliyordum ama inanmıyordum. Beni sevmiş miydi? Hayatında kimseyi sevmediği kadar beni sevdiğini biliyordum ama inanmıyordum. Öldü mü? Öldüğünü biliyorum ama inanmıyorum. Belki de bundan dolayı üzülmemiştim. Keşke hiç karşılaşmasaydık diye hiç düşünmedim. Yaptıklarımdan pişman değilim. Nehire'nin dediği gibi "birileri, bir yerlerde roman yazıyor" da olsa ben her şeyimle samimiydim. Ben "Ali abi" idim. Kimine göre vaz geçilmez dost, kimine göre amansız düşman, kimine göre sıradan. Hiç kimse beni sevmek zorunda değilken ben, herkesi sevmeye mecburdum. Taha, Dünya, Özer, Cemal ve Devrim'e bile nefret veya kin duymuyorum. Bana yaptıklarından değil Aylin'e yaptıklarından dolayı asla bağışlanmayacaklar. Aramızdaki hesap, o büyük "Hesap Günü"nde görülecek.

Ve nihayet ona verdiğim bir sözü tutmuştum: Öldüğüne üzülmemiştim.

Lappasına Aşktı

Lappasına bir aşktı bizimkisi.
Cumartesi günü başlayan,
Pazara varmayan.
Evli evine,
Köylü köyüne gibisinden.

Yol göstermeye gerek var mı?
Dere, elbet denizini bulacaktır.
Hiç su, yokuş yukarı akar mı?
Ya da, suya nasıl kement vurulacaktır?
İşte öylesine aktık birbirimize.

Biz söyleyemedik o sözü.
Ne ellerimiz, ne gözlerimiz buluştu.
Birbirine bakıp durdu,
Bir çift gönül gözü.
Biliyorduk ki:
Bugünümüz vardı, yarınımız: Mahşer.
Dost bildiklerimizin
Kalplerinde saklıymış şer.
Iskaladık biz,
Kabil'i kaatil eden özü.

Eksik kalmış aramızda bir şeyler.
Gönüllerimizin kilidi sağlam olsaydı,
Dost neyler, düşman neyler;
Dağ neyler, orman neylerdi.
Ruhlarımızı kavuruyor şimdi,
Adem'in Havva'dan önceki yalnızlığı.

Bizim aşkımız,
Dere kadar bile olamadı.
Sözlerimize vuruldu pranga.
Hoşça kal demeye bile gerek görmedik.
Evli evine,
Köylü köyüne cinsinden,
Lappasına bir aşktı bizimkisi.

Çankırı- 15.08.2007

Kenan Aydın

Back to previous chapter Next chapter
Geri |İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34