Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

Birkaç gün sonra buluştuk.

- Nasılsın?
- İyiyim.
- Eskiden sana nasılsın diye sormazdım. Biliyorsun.
- Evet.
- Şimdi soruyorum. Çünkü her gün kim bilir kaç kişiye sorduğumuz bu sıradan sorunun ne kadar önemli olduğunu anladım. Uzunca bir dönem bu soruya o kadar hasret kaldım ki... Senin uzun cümleler kurmanı istemiyorum. Mümkün olduğu kadar tek kelimelik cümleler kullanmanı istiyorum. Çünkü uzun cümlelerinin bir kısmını anlamıyorum ve sana da tekrar et demeye hakkım olmadığını biliyorum.
- Tamam.
- Neye karar verdin? Bil ki kararın ne olursa olsun ona saygı duyacağım ve senin yanında yer alacağım. Savaşacak mısın, teslim mi olacaksın?
- Savaşacağım!
- Allah yardımcımız olsun.
- Âmin!
- Ameliyat olacak mısın?
- Hayır! (bu hayır deyişte bir hüzün, bir çaresizlik gizliydi. "savaşacağım" derken samimi olduğunu anladım.)
- Senin fazla yorulmanı istemiyorum. Şimdi dinlen. Sora yine görüşürüz.
- Tamam.
- Her zaman hep seni düşündüğümü bil.
- Biliyorum.

Ertesi günkü aramam karşı taraftan reddedildi. Zaten bir defa daha çaldırıp kapatacaktım. Dört defadan fazla çaldırmıyordum ki... Dertleri neydi?

Birkaç gün sonra da Aylin tam telefonu açtığı sırada kapatıldı. Belki haklı gerekçeleri vardı ama onların haklılıkları, benim ruhumda yeni yaralar oluşmasını engellemiyordu. Durup dururken muhatap olduğum hakaretlerin tahribatında en ufak bir iyileşme bile yoktu. Her an benzer şeylerle karşılaşacağımı biliyordum. Aylin, benim aleyhimde söylenecek sözlere - doğru olsa bile - artık inanmayacaktı. O bakımdan bu biliş, doğru bir biliş değildi. Yine de biliyordum. Kaybedilen güven, hemencecik geri gelmiyordu.

Onu hayata bağlayabilecek tek kişi bendim. Tek kişi olmak, bana çok ağır bir yük ve sorumluluk getiriyordu. Neticesi de tahammül sınırlarını oldukça zorlayan bir gerilim oluyordu. 16 - 17 aydır yüklendiğim bu gerilim, faturasını bir gün bir hastalık olarak kesecekti. Bir başka deyişle onun yaşadığı her gün benim ömrümden götürüyordu. Yine çelişkiler yaşıyor, görüşmeleri kesmek istiyor, yapamıyordum.

"Aylin, 7 - 8 gündür görüşemememize rağmen şikâyet etmiyorum. Başkalarının benim hakkımda düşündükleri beni hiç ilgilendirmedi. Kendimin ne olduğumu ya da ne olmadığımı biliyordum. Hâlâ da umursamıyorum. Sen hariç. Senin benim hakkımda kötü düşünüyor olman, beni çileden çıkarıyordu. Senin nazarında aklanmış olmak, beni çok rahatlattı. İç huzurumu buldum. Bunun için sana teşekkür ederim. Sevgilerimle. Ali abin."

2 Kasım akşamı görüşebildik. Çok şiddetli ağrılarından şikâyet etti. Onun ağrılarına yapabileceğim bir şey yoktu. O, ağrılarıyla tek başına savaşmak zorundaydı. İnsanın bir yeri ağrıyorsa bütün benliğiyle oraya odaklanır, ağrısını olduğundan fazla hissederdi. Çok zor olduğunu biliyordum ama başka konulara yoğunlaşmasını tavsiye etmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.

Her geçen gün onun savaşma azmi yükseliyordu. İlk konuşmamızda ölümü bekleyen Aylin gitmiş, her şeyiyle iyileşmek isteyen bir Aylin gelmişti. "Keşke o ondört ayı kaybetmeseydik" düşüncesi aklımdan geçti. Ona söyleyemezdim. Pişmanlıkların günümüze faydası yoktu. Meydana gelen sessizlikten, onun da aynı pişmanlığı yaşadığını hissediyordum. Bazan söylenmemiş sözler, söylenenlerden daha çok mana taşıyabiliyor ve daha etkili olabiliyordu. Şimdi böyle bir an yaşıyorduk.

Geçen ondört ay boyunca hakkımda pek çok şey söylenmiş olmalıydı. Devrim, Özer'e yaptığı bir yorumda ona "komutanım" diye hitap ediyordu. Komutanlığın nereden geldiğini düşünürken Güldeste'de yaşanan bir olayı hatırladım. Devrim, Aybike, Aygen ve Aylin'in çevresinden başka bir üye aynı gün Güldeste'den uzaklaştırılmışlardı. Onların uzaklaştırıldıklarını da gruplara Özer duyurmuştu. Siteden uzaklaştırılmaları için biri veya birileriyle kavga veya onlara hakaret etmiş olmalıydılar. Hiç biri kavgacı değildi. Kavga ede bilecekleri yalnızca iki kişi vardı: Biri ben, diğeri Büyükadam. Tavırlarından ve konuşmalarımızdan Büyükadam ile kavga etmediklerini tespit etmiştim. Benimle de vukuatları olmamıştı. Uzaklaştırmanın düzmece olduğu belliydi. Demek Özer tezgahlamıştı ve Aylin'e de onları benim kovdurduğum söylenmişti. Bilmediğim başka kaç düzen kurulmuştu kimbilir?

Kızdığım o körsesci konuşmasından sonra Aylin'in bir şiirinin özetler kısmında "ölüm senden değil Yaradan'dan gelirse kabulümdür" cümlesi yer almıştı. O konuşma da Aylin'i benden koparmak için kullanılmıştı. Bunları yaparken yangına körükle gittiklerinin farkında mıydılar acaba?

Bunlar benim zihnimden geçerken Aylin de benzer şeyler düşünüyor, bütün sevdikleri tarafından nasıl aldatıldığını anlıyor, tarif edilemez ruhi sancılar çekiyordu. Onun hissettiklerini ben de hissediyordum. Dillerimiz susuyor, duygularımız konuşuyordu. Bundan kelli aleyhimde konuşan herkes, onun güvenini yitirecekti.

Bu konuşmadan sonra bir görüşme daha yapmıştık. Sonra uzunca bir süre konuşamadık. Aldığı ağrı kesiciler nedeniyle gününün çok büyük bir bölümünü uykuda geçiriyordu. Bunun farkındaydım. Uyandığı zamanları yakalayabildiğimde görüşebiliyorduk. Körsescide söyleyemediklerimi iletilerle dile getiriyordum.

"Aylin, bizim Vahit adında bir komşumuz vardı. Bütün hayatı çalışmakla geçmiş, eğlenmeye hiç vakit bulamamıştı. Onu, kahvehanelerde değil oyun oynarken, çay içerken bile gören olmamıştı. Bir akşam, ilk defa bir kahvehanede görülmüştü. Kapıdan girmiş, birkaç adım atmış, içeriyi gözleriyle taradıktan sonra çıkmak için geri dönmüştü. Muhtemelen birisine bakmıştı. Göremeyince çıkmak istemişti. Kapıya doğru bir adım atmış, ikinci adımını atamadan yere düşmüştü. Yanına gelindiğinde o ölmüştü. Belki de ayaktayken öldü. Onun kahvehaneye niçin geldiği asla öğrenilemedi. Yine bizim kasabada, gençler kavga çıkarmışlardı. Kavganın en kızıştığı sırada, gençlerden biri belindeki silahı çıkarmış, karşısındaki gence doğrultarak tetiği çekmişti. Silah ateş almamıştı. Derhal araya girilerek gencin elinden silah alınmış, diğer genç oradan uzaklaştırılmıştı. Kavga yatıştıktan sonra silahı alan, denemek için havaya doğru ateş etmiş ve tabancadaki onbeş mermiyi boşaltmıştı. Tabanca sağlam, mermi sağlammıştı. Nedense zamanında patlamamış, birini ölümden, diğerini hapse girmekten kurtarmıştı. Kimin ne zaman, nerede, nasıl öleceğini bir planlayan olmalı. Güneşli bir havada yıldırım düşmesini imkânsız derler, değil mi? Adamın birine bir kâhin, yıldırım düşmesi sonucu öleceğini söylemiş. Adam da, havada bulut kırıntısı görünce kendini eve hapsediyor ve dışarı hiç çıkmıyormuş. Yıllar sonra, güneşli bir havada, sahilde yürürken yıldırım çarpmış ve ölmüş. Bulutlu havalarda, korkuyla evinde geçirdiği yıllar boşa gitmiş. Büyük bir kasırga, sahilin birini ta içerilere kadar vuracakmış ama kıtalar arası göç eden bir kelebek cinsinin göç yollarına çıkma gafletinde bulunmuş. Muazzam güçle zayıf güç, okyanusta karşılaşmışlar. Muazzam gücün zayıf gücü silip süpüreceği beklentisi gerçekleşmemiş. Zayıf güç, o muazzam gücü yok etmiş, sahil kurtulmuş. Bilim adamları konuyla ilgili bir sürü teori geliştirmişler. Bence, zayıf gücün bir hedefi varken, muazzam gücün bir hedefi yoktu. Hedefi olanlar, daima en güçlü olanlardır. Hiçbir şey imkânsız değildir. Ali abin"

- Alo.
- Alo Aylin, nasılsın?
- İyiyim.
- Sakın Ali abim beni görmek istemiyor diye düşünme! Yanına gelmeyi çok istiyorum. Senin kimseye görünmek istemediğini biliyorum ve buna saygı duyuyorum. Şu anda dünyanın en çirkin mahlûku görünümünde olsan bile sen, benim gönlümde dünyanın en güzelisin.
- Teşekkür ederim.
- Gelmeyi teklif etmememin tek sebebi sana duyduğum saygıdır. Bir gün gelecek, yan yana gelip şarkılar ve türküler söyleyeceğiz.
- Türküler... Türküleri çok özledim.
- Çok büyük bir kasırga, muhtemelen Avrupa'yı vuracakmış. Kıtalar arası göç eden bir kelebek cinsi varmış. İkisi okyanusta karşılaşmışlar ve kelebekler kasırgayı yenmişler. Bunu mesajda anlatmıştım. Sana okudular mı?
- Evet, okudular.
- İşte biz de kasırgayla boğuşan kelebekler gibiyiz.
- Ben çok güçlü bir kızım.
- Evet, sen çok güçlüsün.
- Artık bana kar yağıyor.
- Bir dahaki kış, seninle bahçede kartopu oynayacağız. Çok yorulduğunun farkındayım.
- Yoruldum.
- Sen dinlen, sora yine görüşürüz.
- Ben çok güçlü bir kızım.
- Sen çok güçlüsün.

Bu, onunla son konuşmamız oldu. "Bana kar yağıyor" derken o, öleceğini söylüyordu. Anlamıştım ama anlamazlığa gelmiştim. İletilerimin temasını değiştirmeye ve ona gelecekle ilgili hayaller kurdurmaya karar verdim.

"Aylin, bir gün gelecek, seninle biz Kızılay'ın göbeğinde topaç çevireceğiz. İnsanlar bize tuhaf tuhaf bakacaklar. "Bunlar deli galiba" diyecekler. Onlara cevap verme işini sana bırakacağım. En fazla bir güzel dayak yeriz. Ben, senin hatırın için pişmiş tavuk bile yerim. J)"

"Aylin, bir gün gelecek, "imalattan halka"lar imal ettireceğim. Onları, Kızılay'da, Sakarya Caddesi'nde satacağız. Kaça mı? Parası olmayan veya para verecek durumda olmayanlardan almayacağız. Parası olanlardansa, büyük bir karton kutu yaptıracağız ve gönüllerinden ne koparsa oraya atmalarını isteyeceğiz. Toplanan paraları ne mi yapacağız? Harcama yetkisi sana ait. İster bir çocuk yuvasına ver, ister başka bir yere. Ben, çok para kazanacağımıza inanıyorum"

"Aylin, bir gün gelecek, seni bizim köye götüreceğim. Orada, saatlerce kırlangıçları seyredeceğiz."

"Aylin, bir gün gelecek, seninle balığa gideceğiz. Yanımıza sadece soğan ve ekmek alacağız. Tuttuğumuz balıkları pişirip yiyeceğiz. Balık tutamazsak ne mi olur? Soğan ekmeğe talim ederiz. Onun için, ne yapıp edip balık tutmalısın"

"Aylin, uzun zamandır sana mesaj yazmadım. Seni düşünmediğimi düşünme. Senin iç dünyanı biliyorum ama dış dünyan hakkında kara cahil sayılırım. Ne ailen, ne arkadaşların, ne de geçmiş yaşamın hakkında etraflı bilgiye sahibim. Orada olanlar hakkında da kör ve sağırım. Tamamen his ve sezgilerimle hareket ediyorum. Nasıl ki bir katalizör, kimyasal reaksiyonlarda etkili olduktan sonra açığa çıkıyorsa ben de senin hayatında açığa çıkmak niyetindeydim. Bu yüzden yakınlarınla diyaloga girmedim. O zamanki şartlar dolayısıyla her biriyle samimi arkadaşlıklar kurabilirdim. Düşünenler için bu, sana olan sevgimin içinde art niyet bulunmadığının ispatıdır. Ama insanlar, beyinleriyle değil duygularıyla hareket ederler. Bunu göz ardı etmiş olmam benim hatamdır. Aynı hataya bir daha düşmeyeceğim. Yaşadığımız sürece Ali abin hemen yanında olacaktır. Senin gelecekle ilgili güzel hayaller kurmanı istiyorum. Sana birkaç hayal örneği göndermiştim. Onların benimle ilgili olması, hayatındaki insanlar arasında kendimden başka tanıdığım olmamasındandır. Sen, benzer hayalleri sevdiğin kişilerle geliştirmelisin. Hayallerin bir kısmı gerçekleşir, bir kısmı gerçekleşmez ama hayaller daima güzel sonuçlar doğurur. Kafandaki muhtemel kötü düşünceleri güzel hayallerle değiştirmek, seni dertlerinden uzaklaştıracaktır. Sevgilerimle. Ali abin."

Back to previous chapter Next chapter
Geri |İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 34 35