Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

"Büyükadam'ın başına bir şey gelmedi. Onun grubunda yönetici bile oldun. Beni tehdit etme sırası sana mı geldi? Her sevgiyi bel altı olarak algılamana üzüldüm. Ben senin mutlu olmanı gönülden istedim. Mutlu olacağın kişi ben değildim. Sen benim hayallerimde bile yoktun. Var sandığınız şey sadece hüsnü kuruntunuzdur. Bunları keşke o zaman konuşsaydık."

"KELİMELERİNİZ, İFADELERİNİZ... KULAKLARINIZIN DA DUYMASINI DİLERİM AĞZINIZDAN ÇIKANLARI... YAZIK, ÇOK YAZIK. ÖNCEKİ MESAJI TEKRAR OKUYUN. TEHDİT Mİ YOKSA SORUYA YANIT MI VAR! HAKARETLAERİNİZİ KABUL EDEMEM. İADE ETMEYİ BİLE KENDİME YAKIŞTIRAMIYORUM. ÇÖPE ATIYORUM. ÖFKENİZ GEÇİNCE UTANMAYASINIZ DİYE......"

Kayıkçı kavgası yapıyorduk. Öfkelenmiş ve bu kavgadan usanmıştım. Kullanılan üsluba göre de karşımdaki Aylin olmamalıydı. Her şeyi bitirmeye karar verdim. "Sen Aylin değilsin" diye başlayan çok sert bir ileti yazdım. Tam gönderecekken "ben napıyorum" diye düşündüm. Ne yapmış olursa olsun karşımda ölümü bekleyen bir insan vardı. İlk cümle haricindeki tüm metni sildim ve yeniden yazdım:

"Sen Aylin değilsin. Benim sözlerimde hakaret yok. Büyükadam ile görüşüyordum. Ona senin adına yazılan mesajları ve onun Aybike'yle konuşmalarını sana anlatmamı ister misin? İşte o yüzden tehdit anladım. Ne de olsa sizden tehditten başka bir şey almadım. Senin günahların bendedir artık. Bunda da samimiyim. Adına ne dersen de umurumda değil. Ben seni seviyorum."

" NE BENİ, NE DE BENİM ÇOK SEVDİĞİM ALİ ABİMİ ÜZMEYİN DAHA FAZLA LÜTFEN. BENİM TEK İSTEĞİM, DİLEĞİM BUDUR. BÜYÜKADAM'IN İSMİNİ BİLE DUYMAK İSTEMİYORUM. O BİR DELİDİR."

Bir daha yazmayı düşünmüyordum ama bu son ileti, bütün buzları eritmeye yetmişti.

"Deli kız! Şartlar ne olursa olsun, ben hâlâ senin Ali abinim. Benim abiliğim her türlü duygunun üzerindedir. Sen nasıl benim sana âşık olduğumu düşünmüşsen, ben de senin bana âşık olduğunu düşünüyordum. Bunu önleyebilmenin hesabını yapıyordum. Mesajlarımı dikkatli okursan, her aşk ilanının önünde veya arkasında bir takım mazeretler olduğunu göreceksin. Onların seni düşünerek yazıldığını anlayacaksın."

"ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. ÇOK HEM DE. ARAYAMIYORUM, ÇÜNKÜ ARTIK ZOR KONUŞABİLİYORUM. HÂLÂ İNATLA DİRENİYORUM. KARLARI DA GÖRECEĞİM, KUŞKUM YOK. ÇOK ÇOK İYİ BAKIN KENDİNİZE. ALLAH'A EMANET OLUN"

"Seni yeniden aramak istiyorum. Cevap vermen önemli değil. Benim yanında olduğumu hissetmeni istiyorum. Seni aramama izin verir misin?"

"Ama hiç konuşamıyorum. Yakında daha neler olabileceğini biliyorum ama üzülmüyorum. Sadece kafamda kalan her şeyi uyduruk da olsa yazmayı istiyorum. Kendimi tanıyamıyorum. Çok korkunç görünüyorum bu yüzden ciddi anlamda kimsenin beni görmesini istemiyorum."

Tam cevap yazıyordum ki körsescimin zili çaldı, kapandı. Arayan Aylin'di. İleti hanesinden çıktım ve aradım. Tam ondört ay sonra Aylin karşımdaydı. Ondört ay boyunca uç noktalar arasında çelişkiler yaşamıştım. Çok zor geçen zaman yeni konumuyla bütün geçmişi silmiş gibiydi.

- Aylin! Senin hakkında iki şey biliyorum.
- Nedir onlar?
- Birincisi, ela gözlü olduğunu biliyorum. Teyzen gruba yazdığı yazıda belirtmişti.
- Evet! (bu evet deyişte öyle bir tavır vardı ki o gözlerinin rengiyle gurur duyuyordu)
- İkincisi, siyah saçlı olduğun...
- Öyleydi. (anlaşılan saçları dökülmüştü)
- Senin fiziğinle hiç ilgilenmedim.
- Çok mutluyum çook...... (gerisini anlamadım. Hatırlamadığım başka şeyler de konuştuk.)
- Şimdi berbat görünüyorum. Saçlarım döküldü. Gözümün biri kapandı.
- Sakın umudunu kayb...
- Ben ölüyorum.
- Sen öbür tarafa gidip geldin zaten. O tarafı biliyorsun.
- Eveeeet! Çoook güzeldi!
- Bende saklı bir evin her zaman olacak. Sen benim küçük kırlangıcımsın.
- (Hoşlanmayla güldü)
- Fırsat buldukça ziyaretine geleceğim.
- Ben ................ söz vermenizi istiyorum (Aradaki bölümleri anlamamıştım. Çok zor konuşuyordu. Anlamadığım başka şeyler de olmuştu ama onları sormamıştım. Onu yormak istemiyordum. O ise ayların getirdiği özlemle hep konuşmak istiyordu.)
- Neye söz vermemi istiyorsun?
- (Derin bir nefes aldı. Soluk alışındaki hırıltıdan ne kadar güç durumda olduğunu anladım) Ben gittiğimde, üzülmeyeceğinize söz vermenizi istiyorum.
- Bak! Buna söz veremem!
- Lütfen! Sizden dileğim budur.
- Tamam! Söz veriyorum.
- Teşekkür ederim.
- Aylin, lütfen...
- Yaptığınız her şey için teşekkür ederim.
- Ayliiiin... Şimdi sen çok yoruldun. Biraz istirahat et. Sonra yine konuşuruz.

İsteksizce bir "tamam" dedi. Körsesciyi kapattım. Çok hüzünlü olması gereken bu konuşma, sözlerin ağırlığına rağmen hüzün taşımıyordu.

Sonraki günlerde de aradım. Eskiden olduğu gibi saatte bir aramıyordum. Rast gele zamanlarda arıyordum ve günde dört aramayı geçmiyordu. Hiç gece ve sabah erken saatlerde aramadım. Gönlümdeki kırgınlık gitmemişti. Ruhumun ta derinliklerinden ona dargındım.

Ailesinin bana iftira attığını kabullenmişti. Ancak özür dilemek aklına bile gelmemişti. Ruhumda fırtınalar kopuyor, ben susuyordum. Aylin'in nazarında aklanmış olmak beni teselli ediyordu. Haksız yere suçlanmanın getirdiği bunalım sona ermişti. Galiba ben istediğimi almıştım.

29 Ekim akşamı yeniden konuştuk. O sürekli konuşuyor, ben hiçbir kelimesini anlamıyordum. Tekrarlatmaya hakkım olmadığını biliyordum. Onu susturmak için ben konuşmalıydım.

- Aylin, ilk telefon konuşmamızı hatırlıyor musun? Tamamen tesadüfmüş gibi görünen olaylar zinciri sonucunda seninle karşılaştık. Bu karşılaşmamızın bir hikmeti olmalı. Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir. Her şey birbirine sebep – sonuç ilişkisiyle bağlıdır. Bizim de karşılaşmamız bir sonuç doğurmalıdır.
- ................
-Senden ayrı geçen zamanlarda doğa üstü olaylar oldu. Bir keresinde sana sesimi duyurduğumu hissettim. Bir keresinde göğsümden çıkan bir ışık demetinin sana doğru gittiğini gördüm. Bir keresinde de senin sesini duydum.
- ...............
- Ne zaman senin kafana kova geçirildiği olayı hatırlasam, bütün acıma, ıstırabıma rağmen dudaklarımda bir gülümseme doğuyordu.
- Evet! (anladığım tek kelimesi bu oldu. Evetten sonra güldü)
- Hadi, sen yine istirahatına devam et. Sonra yine görüşürüz.

Tek yanlı konuşma yapmayı beceremiyordum. O zaman söyleyeceklerimi iletilerle söylemeliydim. Ertesi gün ileti bombardımanına başladım:

"Aylin, biliyoruz ki ölüm orda bir yerde bekliyor. Öbür tarafın güzelliğini ve bu tarafın zorluğunu da biliyoruz. Gönül, güzeli seçmek ister. Doğru olan, güzeli seçmek midir? Hayır. Güzel doğru olsaydı intihar suç olmazdı. Ölüme yürümekle koşmak arasında fark vardır. Unutma ki ölüm anında bile bir gün daha demek zorundayız. Ancak o zaman yaradılışımızdaki gayeye uygun hareket etmiş oluruz. O zaman Yaradan'ın sevgisini kazanırız. Bu özelliklerinden dolayı sen, benim HAYRAN olduğum tek kişisin. Sen, 21. yüzyılın kahramanısın. KAHRAMANLAR TESLİM OLMAZLAR. Sevgilerimle. Ali abin."

"Aylin, benim küçük kırlangıcım, "Çelişkiler" diye çok güzel bir diziye başlamışsın. Bu bana ilham verdi ve ben de sana kendi çelişkilerimi anlatacağım. Ama önce şunu söylemek istiyorum: Senin öleceğin zaman sana bildirilecektir. Bunu sana garanti ediyorum. Bu zaman tıbbın belirlediği zaman olmayacaktır. Eminim ki, senin zamanın bana da bildirilecektir. Bu zamanı ben de bileceğim. İşte o zaman her şey kesinleşecek ve biz öbür tarafı konuşacağız. O zamana kadar sana ve kendime ölümden konuşmayı yasaklıyorum. Sonraki mesajımda ilk çelişkimi anlatacağım. Benim çelişkilerimde sıra numarası olmayacak ve belirli bir sıra takip etmeyecek. Çok beğeneceğine inanıyorum. Sevgilerimle."

"ÇELİŞKİLERİM: Nosuz. Muhaberemiz kesildikten sonra, senden bir türlü sağlıklı bilgi alamıyordum. Ailen senin büyük ölçüde iyileştiğini iddia ederken, şiirlerin farklı şey söylüyordu. Çok endişe ediyordum. Şiirlerinin yorumunu ve endişelerimi Dünya'ya ve Devrim'e yazdım. Gönlüm iyileşmeni arzuluyor, mantığım bunun olamayacağını söylüyordu. Çünkü ilk Amerika seferindeyken, ikinci kemoterapiden sonra doktorlar sana, "senin vücudun, verdiğimiz ilaçlara bile direniyor" demişlerdi. Sana verilen ilaçların en azından bir kısmının boşa gittiğini tespit etmiş olmalıydılar. Seni iyileştiren faktör, yalnızca ilaçlar değildi. İlaçların bu gücü olsaydı senden başkalarını da iyileştirirlerdi. Senin iyileşmeni sağlayan güç, senin kafanın içindeydi. Senin vücudunun savunma sistemi, düşmanın dost görünümlü olduğunu biliyordu. Onun için vücuda giren her maddeyle savaşıyordu. Şiirlerinden, bu gücü terk ettiğin anlaşılıyordu ve beni endişelendiren de buydu."

"ÇELİŞKİLERİM: Nosuz. Senin tedavi için ilk Amerika'da olduğun zamanlarda, her telefon konuşmasından sonra "acaba doğru mu yapıyorum" sorusunu kendime soruyordum. Beyin kanseri konusunda hiçbir fikrim yoktu ve tedavi sonrasında ortaya ne çıkacağını bilmiyordum. Sonra bir olayı hatırladım: Taksicilik yaparken bir dağ köyüne müşteri götürmüştüm. Arabayı park etmem için geri çıkmam gerekiyordu. Geriye doğru tam hareket etmiştim ki seslendiler. Durdum. Görünürde bir şey yoktu. Niye seslendiler diye merak ederek inip arabanın arkasına gittim. Bacakları tutmayan ve kolları da çalışmayan bir genç yerde yatıyordu. Zekâ yönünden de özürlüydü. Beni görünce, kendisini öldürmek isteyen bu adama kin dolu bakışlarla baktı. Yanına çöktüm. Başını okşadım ve kendisini görmediğimi söyleyerek özür diledim. Bakışlar sevgiye dönüştü. Yaşamak için başkalarına muhtaç olan bu adam, yaşamak istiyordu. O zaman anladım: Biz yaşamalıydık."

"ÇELİŞKİLERİM: Nosuz. Gençliğimde, bunaldığım zamanlarda, elimi bir tabanca gibi yaparak şakağıma dayar ve tetiği çekerdim. Bir dağ köyünde yaşayan, bacakları tutmayan, kolları çalışmayan zekâ özürlü bir genç, karşıma geçmiş bana hayat dersi veriyordu. Sadece sağ kolunun dirsekten yukarısı biraz işliyordu o kadar. Ağzındaki sigaranın külünü bile silkmekten acizdi. Küçükken geçirdiği menenjit hastalığından sonra böyle olmuştu. Yaşamak için mutlaka bir başkasının yardımına ihtiyacı vardı. Bütün bunlara rağmen o, büyük bir yaşama isteği duyuyordu. Benim ne eksiğim vardı ki..."

"ÇELİŞKİLERİM: Son. Sana, sen gittiğinde üzülmeyeceğime söz verdim. Belki de çektiğin ıstıraplardan, acılardan kurtulacağın için sevineceğim. Bu doğru yol değil. Bir devlet memuru rüşvet alırsa hayatı kolaylaşır, saygınlığı artar. Almazsa horlanmaya, itilip kakılmaya, oradan oraya sürülmeye ve geçim sıkıntısı çekmeye göğüs germek zorundadır. Hangisi doğru? Unutma ki: Doğru yol, her zaman zor olandır. Sende bir teslimiyet görüyorum. İntihar etmenin çeşitli yolları vardır. Seninki de bunlardan biri. Günahında sevabında değilim. Yaptığı mücadele ile benim hayranlığımı kazanmış, benim tanıdığım Aylin'e bunu yakıştıramıyorum. Buraya kadar sana kendi düşüncelerimi aktardım. Çektiğin sıkıntıları ve duyduğun ağrıları biliyorum. Şimdi senden bir karar vermeni istiyorum: teslim mi olacaksın, savaşacak mısın? Kararın her ne olursa olsun, yanında olacağım ve seni destekleyeceğim. Ali abin."

"Aylin, senin ameliyat olacağını duydum. Senden portakal büyüklüğünde bir kütle çıkaracaklarmış. Böyle bir şey olursa bu, bize zaman kazandırır. Biliyorum ki, milyonda bir şans varsa bu, senin için yüzde yüz demektir."

Back to previous chapter Next chapter
Geri |İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 33 34 35