Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

Yazdıklarımı okuyunca şaşkınlık geçireceğini, öfkeleneceğini ve dayanamayıp beni arayacağını biliyordum. Çünkü onu en yakınından bile iyi tanıyordum. Nitekim akşam 20:00 sularında aradı:

- Alo! (karşımdaki cevap vermemişti. Bir süre bekledikten sonra:) Alo Aylin! (yine kısa bir sessizlik oldu. Sonra Aylin'in sesi duyuldu.)
- Neden böyle davranıyorsun? Bana ne olacak? (Her şeyi hesaplamıştım ama böyle bir soruyla karşılaşacağımı ummamıştım. Ben ona bana olanları anlatmıştım, o kendisine ne olacağını soruyordu. Onun bu kadar bencil olduğunu anlayamamıştım. Önce kısa bir şaşkınlık geçirdim. Sonra bir anda öfkelendim.)
- Sana olan bir şey yok! Ne olduysa bana oldu! (kısa sessizlik) 6 aydır seni merak etmekten ve senin için endişelenmekten her gece sokaklarda deliler gibi dolaştım.
- Neden böyle şeyler yazıyorsun? Bana ne yapmaya çalışıyorsun?
- Sabahki mesajlar olmasaydı sen beni arayacak mıydın?
- Hayır.
- Bu adam ne haldedir diye hiç aklına gelmedi mi? (sessizlik) Benim kaç gece uykusuz kaldığımı biliyor musun? Sokaklarda her gece saatlerce nasıl dolaştığımı biliyor musun? Neden hiç haber yollamadın? (sessizlik) Sen bu duyguları yaşamadın! Benim neler çektiğimi bilemezsin!
- Neden beni bir abi gibi sevmedin? (Başıma ne geldiyse ağabey gibi sevdiğimden gelmişti. Şimdi sorgulandığım şeye bakın! Eğer onu kendim için düşünseydim ağabeyi, Dünya ve Devrim ile samimiyet kurardım. Ben aptal değildim. Çitlerle çevrili bir bahçenin ortasındaki elma ağacından elma yemek istiyorsam ya kapının anahtarını bulur ya da çitlerde bir gedik açardım.)
- Ben tam bir abi gibi davrandım! Sana bu konudan hiç söz ettim mi? (sessizlik) Sana bu konuda imada bulundum mu? (yine sessizlik) Benim duygularım beni ilgilendirir. (kısa sessizlik) Telefon konuşma kayıtları elinizdedir. Onları bir daha dinleyin! (kısa bir sessizlik) Senden hiçbir şey beklemedim! Senden hiçbir şey istemedim!
- Benden nefret eden, kıskanç o Nehire...
- Bana destek olan bir tek o vardı.
- Nehire benim hastalığıma inanmıyormuş. Hastayım işte!
- Onları şimdi boş ver. Nasılsın? (sessizlik) Neredesin şu an?
- Dün akşam eve çıktım.
- Hastanede miydin?
- Evet.
- Eyer yardımım dokunacaksa o konudan hiç söz etmeden seninle yeniden konuşmak isterim. (sessizlik)
- Bana tiyatrocu demişsin.
- Sen ameliyat mı olacaksın?
- Bekliyoruz.
- Bu bilgiyi nerden aldım biliyor musun? (sessizlik) Bir medyumdan. Senden haber alamayınca, tek haber kaynağı olarak medyumlara gittim. Neden bana cevap vermedin?
- Doğruysa demişsin. (sesini alçaltarak) Doğru değildi.
- Ekim'de niye cevap vermedin? (sessizlik) O zaman bu konudan da bahsetmemiştim. Son iki-üç mesaj hariç. (sessizlik) Bütün telefon kayıtları elinizde. Onları bir daha dinleyin. Mesajlar elinizde! Bir daha okuyun!
- (alçak bir ses tonuyla) Sana, seni çok seviyorum diyemiyorum. (bunu duymamış gibi davrandım.)
- Aylin, orda mısın?
- Evet. (sessizlik) Maddi ve manevi sıkıntılardan söz etmişsin. Ben de çok kişiye yardım ettim ama bunu hiç konuşmadım. Maddi sıkıntılarını ödemek istiyoruz.
- Ödeyemezsiniz! Gücünüz yetmez! (Kesin ve sert bir tonla söylediğim bu sözlerden sonra karşımdakinin ağır bir hasta olduğunu hatırladım ve ortamı biraz yumuşatmak isteyerek yumuşak ses tonumla) Ben o harcamaları geri almak için yapmadım.
- Neden maddi sıkıntılardan söz ettin?
- O bir realitedir. Ben o telefon faturalarını kredi kartıyla ödedim. Sonra da faiz verdim. Ben borç verdiği paraya bile faiz ödeyen bir insanım.
- Neden tiyatrocu dedin?
- Sen abinin bana yazdığı mesajları biliyor musun? Ya Devrim'in yalanlarını?
- Devrim yalan söylemez! (Keşke bana da böyle sahip çıksaydı ve "Ali abi yapmaz" deseydi.)
- Kâğıt kalem var mı yanında? Yoksa hemen kâğıt kalem al! Sana şifremi vereyim. Mesajları kendin oku!
- Bana niçin tiyatrocu dedin?
- O bir sorgulamaydı. (sessizlik) Çevrende hiç mi kimse yoktu bana iki satır mesaj yazacak? (sessizlik) Beni bir saniye olsun düşündün mü? (sessizlik) İstediğim sadece iki satır yazıydı. Yoksa internet kablosundan girip yanına geleceğimi mi sandınız? (Aslında söylemek istediğim: "ADSL kablosundan girip sana tecavüz edeceğimi mi sandınız"dı. Çok ağır olacaktı. Yumuşattım.) Büyükadam kadar bile değerim yokmuş.
- Bu doğru değil.
- (Uzunca bir sessizlik) Aylin, bana söyleyeceğin başka bir şey var mı? (yine uzunca bir sessizlik) Aylin, bana söyleyeceğin başka bir şey var mı?
- Yok.
- Seni arayayım mı?
- Hayır!
- O zaman, düşman kardeşler olarak yaşayalım. (telefon derhal kapatıldı. Sanırım son cümleye çok sinirlenmişti.)

Yukarıdaki konuşma, "ben sana düşman değilim. Bunu nereden çıkarıyorsun? Neden böyle davranıyorsun? Bana ne olacak?" diye başlasaydı çok farklı bir şekilde cereyan ederdi. Beklediğim sorgulama tarzı da buydu. O, rahatsız olacağı yerlerden değil, bambaşka konulardan rahatsızlık duymuştu. Bana olanlar ise sanki olması gerekenlerdi ve konu edilecek mevzular değildi. Beni asıl öfkelendiren de bunlar olmuştu.

Konuşmadan sonra büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Uğruna ölümü göze aldığım, delilik çizgisinden döndüğüm kız ne kadar egoist ve ne kadar materyalist bir insanmıştı. Yaptığım ve göze aldığım bunca fedakârlıklar bu kız için miydi?

Konuşma, karşılıklı öfke içinde geçmişti. Yine de sözlerin arkasında onun beni sevdiği gerçeği gizliydi. Zaten o sevgi olmasaydı bu konuşma da olmayacaktı. Şimdi Cemal'in yazdığı o iletileri daha iyi çözebiliyordum. Muhtemelen Cemal Aylin'e sormuştu: "Ona âşık mısın?" Muhtemelen Aylin de, - sanırım kendini korumak için - "Olur mu öyle şey?" demişti. Bunun üzerine Cemal, - aklı sıra - benimle dalga geçmek için onları yazmıştı. Hayır. Ben yanılmamıştım. Aylin bana âşık olmuştu. Bilemediğim nedenlerden dolayı aşkını gizlemeye çalışıyordu. Bir ara "acaba" diye tereddüde düşmüş olmama rağmen ben ona âşık değildim. Hiçbir zaman da olmamıştım. Ancak hayatımda kimseyi sevmediğim kadar sevmiş, kimseyi özlemediğim kadar özlemiştim. Bence sevginin adı çok önemli değildi. Materyalist Amerikalıların bile "mucize" dediği olguyu gerçekleştiren bu sevgi değil miydi? O konuşma, bu muazzam sevgiyi imha etmeye yetmişti. Aylardır midemin üst tarafından başlayıp göğsüme doğru sıkıştıran ve benim stres diye tanımladığım baskı ortadan kalkmıştı. Bir daha bu duyguyu hiç yaşamadım. Aramızda var olduğuna inandığım o çok güçlü bağ kopmuştu. Ondan nefret etmiyordum. Geriye kalan sadece küçük sevgi kırıntılarıydı.

Aradan aylar geçmişti. Kendi kurduğum grup da dâhil olmak üzere bütün gruplardan ayrılmıştım. Siteye çok seyrek giriyordum. Aylin'i yüreğimden ve aklımdan çıkarmak zorundaydım. Bir türlü başaramıyordum. Benim huzurum, ancak onun ölümüyle olabilecekti. Bunun çok uzun zamandır farkındaydım.

Cemal'in Nisan başlarında öldüğünü öğrenmiştim. Daha önce sebep - sonuç ilişkilerini kurmaya çalışırken Aylin ile görüşmemize onun ölüme yaklaştığı sırada izin verileceği, bunun olabilmesi için de Cemal'in ölmesi gerektiği hükmünü çıkartmıştım. Bana o zamanlar olmayacakmış gibi gelen bu ihtimal gerçekleşmişti. Sadece bu da değildi. Dünya'nın ağırlığını tam bilemediğimden onu engel olarak düşünmemiştim. Ayrıntıları tekrar tekrar gözden geçirirken Taha ile ortak hareket ettiklerini fark etmiştim. O, Cemal'den önce ölmüştü. Neden olduğunu tam kavrayamasam da Devrim hep benim aleyhimde hareket etmişti. O da Lübnan'a gitmiş. Galiba kader örgüsünün bir mantığı vardı.

Okullar tatil olunca çocukları memlekete gönderdim. İki ay kadar anneannelerinde kalacaklardı. Bir gece gördüğüm bir kâbusla uyandım. Uyanır uyanmaz da birinin sağ bileğimden omzuma doğru üflediğini hissettim. Değil odada, evde bile kimse yoktu ki... Ne olduğunu anlamadığım bu olay üzerine korktum. Kalktım ve salonda bir sigara içtim. Tekrar yattım.

Sabah uyanmış, yatak keyfi yapıyordum. Sağ kulağımda bir melodi duydum. İlkin körsescinin uyarıcısı (alarmı) çalıyor sandım. Körsesciye doğru uzandım ve durakladım. Benim körsescimin melodisi böyle değildi ki... Ses dışardan da gelmiyordu.

Cumartesi akşamları bir mahalli radyoda gece programı sunuyordum. Saatim gelince radyoya gittim. Mikrofona her yaklaştığımda cihazlar cazırdamaya başlıyordu. Üzerimdeki bütün metal eşyaları ve körsescimi uzaklaştırdım. Bir şey değişmedi. Sanki üzerimde manyetik bir alan vardı ve cihazları etkiliyordu. Programı kısa kestim.

Yaklaşık bir hafta boyunca yatak odama her girişimde tüylerim ürperdi. Sonra her şey normale döndü. Bundan sonra da bütün benliğimi Aylin kapladı. Aylin'den başka bir şey düşünemez oldum. Yeniden ileti-şiirler yazmaya başladım.

Son Hece

'Gidicem' diyordun, gittin mi bilmem,
Ya bir haber eyle, ya selam söyle.
'Sil beni' diyorsun, ben seni silmem,
Ya bir haber eyle, ya selam söyle.

Çocuktun, dostumdun, sen bana yardın,
Şu sonbaharımda olmazda vardın,
Ulaşamadığım yakın diyardın,
Ya bir haber eyle, ya selam söyle.

Yıktın umutları, sözüm yok, olmaz,
Açtığın yaradır, hiç şifa bulmaz.
Neyin intikamı, bir türlü dolmaz,
Ya bir haber eyle, ya selam söyle.

Bir kusurum mu var, hadi hesap sor,
Gel, öldür beni, küllenmez bu kor.
Seni merak etmek, bilsen nasıl zor,
Ya bir haber eyle, ya selam söyle.

Dilerim Tanrı'mdan: Bitsin işkence.
Akan yaşım değil, kanıyor gece,
Batarken güneşim, 'gel'dir son hece,
Ya bir haber eyle, ya selam söyle.

Siteye yeni eklenen şiirlere göz gezdirirken Büyükadam'ın bir şiirine rastladım ve okumak için sayfasına girdim. Sanki Şeytan dürttü: Onu en çok okuyanları merak ettim ve bu bölüme girdim. Listenin en başında Aylin vardı. Bir anda öfkenin doruğuna çıktım. Onun sayfasını başkalarının yönettiğini biliyordum. Bilmediğim, bu sayfaya girilmesini Aylin'in isteyip istemediğiydi. Her ne olursa olsun onun adının burada olmaması gerekiyordu.

Gördüm Ki

Gördüm ki:
"Babacığı"nda liste başı olmuşsun.
Allah muhabbetinizi artırsın, da...
Sana asılan başkası,
'Tecavüzcü' damgası bende.
Teşekküre çok yakıştı bu damga,
Yüklesen,
Nasıl çeker bu yükü manda? !
Sanma ki kırılmadım,
Tuz buz oldum ben de.

Bir efsane vardı hani:
Sana dostluğunu sunarken,
Samimiyyetiydi biricik hüneri.
İnanmayanlara bile 'mucize' dedirten,
Sadece ve yalnızca sevgi yüklü biri.
İşte, onu öldürdün sen,
Bir 'olsa olsa' uğruna.
Ektiğini biçersin sen de.
Sanma ki kırılmadım,
Tuz buz oldum ben de.

Gördüm ki:
Bir değeri varmış,
Çöpe atılan kâğıt mendilin,
Benden ileri.
İnsan silmek,
Bu kadar kolay mı derken,
Tereddüt bile etmeden sildin.
Hadi, gücünüz yetiyorsa,
Bendeki seni de silin!
Seni, sana inat severken de,
Sanma ki kırılmadım,
Tuz buz oldum ben de.

Gördüm ki:
Affedilmezmiş sevilenler de.
Yarın Hakk'ın divanında,
Bil ki: İki elim yakanda!
SANA HAKKIMI HELAL ETMİYORUM!
Seni seviyorum desem de.
Sanma ki kırılmadım,
Tuz buz oldum ben de.

 

Back to previous chapter Next chapter
Geri |İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 31 32 33 34 35