|
Ana Sayfa |
Sevgililer Günü'nde Yitirdiklerin
Rast gitmediyse bir işin,
Ne dertlen, ne düşün.
İşte! Suçlu burada!
Vur abalıya gitsin.
Sırtı kalındır, acıtmaz,
Kalbi temizdir, kin tutmaz
Deyip öyle bir vurdun ki:
Derin derin yaralar açtın,
Ne kapanır, ne kabuk bağlar,
Sızım sızım sızlar,
Oluk oluk kanar.
Varsa eğer:
Kurulunca mahşer,
Açılınca büyük defter,
Demezler mi sana ey yar,
Haydi gel, hesap ver!
Seni, ne yaptım da yıktım?
Samimiyetimle gelmedim mi?
Dertlerinle yanmadım mı?
Sevincine gülmedim mi?
Kalbimi sunmadım mı?
Sana hayat bağışlamadım mı?
Artık abalı olmaktan bıktım:
Gözlerimin ufkunu yaktım,
Yokluğunda varlığına aktım,
Eridim... Eridim...
Her şey kendiliğinden gelişti.
Sanki...
Sanki görünmez bir çift el,
Ağlarını bizim için örmüştü:
Karşılaştık, tanıştık, görüştük.
Önce güvendik birbirimize,
Sonra sevdalandık.
Yoksa...
Önce sevdalanıp, sonra mı güvendik?
Kavramlar karıştı.
Biz değil ama
Duygularımız sarıştı.
Birilerini rahatsız etti sevdamız,
İftiralara kurban gitti sevdamız.
Senin yegâne özgürlüğün,
Bana arkanı dönmekmiş.
Benim kaderim:
Aşkında yanmak,
İthamlarında sönmekmiş.
Hani, ben mükemmeldim?
Sana, hangi kusurla geldim?
Bir sonbahar olacaktım.
Kıra kıra dal mı bıraktın?
Hangi yaprakla hazan yaşayacaktım?
Bunu bile esirgedin benden,
Hakk'ın divanında davacıyım senden.
İhtiyaç duyar da çağırırsan,
- Bir gün suçlayıp kovarsın, bilirim, -
Seni seviyorum; kıyamam, gelirim.
Yine hayat veririm.
Bilmediğin bir şey var ancak:
Kalmadı yüreğimde ne beyaz, ne kırmızı gül,
Sevgililer Günü'nde sana sunacak.
Bu şiire cevap niteliğinde başlayıp sonra da teması değişen bir şiiri yayınlandı.
Büyükadam beni arayarak ne zaman benimle görüşse kendisinin kötüleştiğini söyledi. Bir daha benimle görüşemeyeceğini özür dileyerek bildirdi. Kendisini anlayışla karşıladım. Onda Aylin saplantı halini almıştı.
Ne tuhaf, beni Aylin'e âşık olduğum bahanesiyle uzaklaştırmışlardı. Bütün çabalarına rağmen de bir kanıt bulamamışlardı. Eğer benim sonradan yazdığım iletiler olmasaydı ellerinde hiçbir şey olmayacaktı. Onlarla gönüllerindeki suçluluk duygusunu alıp götürmüştüm. Aynı zamanda bana dönüş yollarını da kapatmıştım. Açık kalan tek yol, beni kızlarının sevgilisi olarak kabullenmeleriydi ki bunu yapacaklarına ölmesini tercih edeceklerdi. Yine de Aylin ile tekrar konuşacağımıza inanıyordum. Dayısının yapabileceği bir şey kalmadığında yani Aylin ölüme yaklaştığında benimle görüşmesine izin vereceklerdi. Ben buna inanıyordum. Yalnız Cemal'in gururu buna izin vermeyecekti. Eğer insan inandığını yaşıyorsa bu engelin bir şekilde ortadan kalkması gerekiyordu. Cemal ölecekti. İrkildim. Gepegenç adam nasıl ölecekti?
Büyükadam'ın Aylin'e olan aşkı, gerek onun şiirlerine yazdığı yorumlarda, gerek aile yakınlarına yalvarmalarında, gerekse kendi yazdığı şiirlerde, gerekse de Aylin'e yolladığı iletilerde ve ısrarlı aramalarında açıkça gözüküyor olmasına rağmen ve hatta iyileşmekte olan Aylin'i içinden çıkılamaz duruma sokmuş olmasına rağmen onunla iletişime geçiyorlardı. Kim bilir, bu davranış biçimi belki de bana dolaylı bir iletiydi. Beni ne kadar değersiz gördüklerini, hatta yok saydıklarını göstermek istiyorlardı.
Hâlbuki "insanlar konuşa konuşa anlaşırlar"dı. Benimle konuşmaktan ısrarla kaçındıklarına göre, kendilerini insan sınıfına mı sokmuyorlardı? Yoksa onlara göre insan olmayan ben miydim?
Benim Aylin'i çok sevdiğimi zaten her kes biliyordu. Aile şimdi aşık olduğumu(!?) da öğrenmişti. Büyükadam ile yaptıkları görüşmeleri öğreneceğimi bildiklerinden beni sarsmak mı istiyorlardı? Onu bile benden daha değerli bulduklarını anlatmaya mı çalışıyorlardı? Bilemiyordum ama hayrete soktukları muhakkaktı.
Aramama cevap vermeyeceğini tahmin ettiğimden onu iletilemek istedim. İletimin metnini hazırlamaya çalışırken bir dörtlüğü daha yayınlandı. Yâri sıla, kendisi gurbetti. Ertesi gün de iletiledim:
"Aylin, söze nereden başlayacağımı uzun süre bilemedim. Bizim yaşadığımız neydi? Daha ilk konuşmamızda, tek taraflı veya çift taraflı bir aşkın doğacağını sezmiştim. Ben sana âşık olmaktan korkmadım. Ben senin bana âşık olmandan korktum. Aynı akşam, Özer aranızda bir şey olduğunu söyleyince, çok sevinmiştim. Zaman içinde, seni çok sevdim ama asla kıskanmadım. Senin mutlu olmanı kalpten istedim. Çünkü senin mutluluğun, benim mutluluğum olacaktı. Çünkü maddi manevi hiçbir beklentim yoktu. Uzun süre, sana âşık olduğumu kendime bile inkâr ettim. Sana âşık olduğumu yazarken bile ben, hâlâ inkâr ediyordum. Sağlığından çok endişe ettiğim için yazdım. Böylece bana âşıksan sana ümit vermek, değilsen suçlamaları kabul etmiş olarak nefretini kendi üzerime çekmek istiyordum. Şimdi sana âşık olduğumu biliyorum. Bundan da utanmıyorum. Benim duygularım beni ilgilendirirdi, eğer senin duyguların olmasaydı. Senin duygularını anladığım halde bile belli etmemeye çalıştım. Senin umudunu kırarak, benden uzaklaşmanı sağlamayı umdum. Şartlarımız ağırdı ve keşkelerin anlamı yoktu. Ayrılığın böyle geleceğini bilemezdim. Senin ısdırabın beni her şeyden çok üzüyor. Senden çok önemli bir şey öğrendim: BEŞ dakikalık MUTLULUK bir ömre bedelmiş. Eğer benimle mutlu olacaksan, ben buradayım. Bu bir fedakârlık değil. Benim mutluluğum da sana bağlı. İşte, bunca zaman sonra, sana yazmamın sebebi budur. Eğer sezgilerim doğruysa, beni seviyorsan bu mesaja cevap ver. İkimizin de acı çekmesinin anlamı yok. Çevrenin ne düşündüğü, şimdiye kadar beni ilgilendirmedi. Seni de ilgilendirmemeli. Benim evliliğim zaten bitecek. En geç gelecek yaz noktalanmış olacak. Bizi aynı evde tutan tek güç, ekonomik sebeplerdir. Bu tarihten sonra sebepler kalkacaktır. Bu işin seninle ilgisi yok. Senden önce verilmiş bir karardır. Konuşulmuştur. Ali"
Cevap alamamıştım. Ancak son şiiri yayından kaldırıldı. Ne demek istiyordu? Son şiiri yüzünden mi yazdığımı sanmıştı? Bilemiyordum ama suskunluğunu da kabul edemiyordum. "Beni birazcık düşünüyor olsaydı beni iki arada, bir derede bırakmazdı. İster seviyor olsun, ister sevmiyor olsun "ben seni sevmiyorum. Lütfen bir daha arama" der, benim umudumu bitirir, zamanla unutmamı sağlardı" diye düşünüyordum. Belki de o bana ne yaptığının farkında değildi. Ya da bana zaten hiç değer vermemişti diyecektim ama ben bu kadar yanılabilir miydim? Bir insan bu kadar mükemmel rol yapabilir miydi? Kendisine çok kırgındım.
Mademki benim aramalarıma cevap vermiyordu, ben de onun beni aramasını sağlamalıydım. Onun asla kabullenemediği şey, kendisine sitem edilmesiydi. Sitem yüklü bir ileti yazarsam dayanamayacak ve o öfkeyle beni arayacaktı. Metni hazırladım ve göndermeden önce kendisine araması için bir hafta süre tanıdım.
Bu sırada bir arkadaşımın medyum özellikleri olduğunu öğrendim. Birlikte bir seans yapmaya karar verdik. Kararlaştırdığımız akşam bekâr bir arkadaşımızın evinde buluşarak seansa başladık.
Medyum arkadaşıma göre: O Ankara'daydı. Beni, yaşadığı sürece unutamayacaktı. Ameliyat olacaktı. Cemal aslında kötü bir insan değildi. Bana davranış biçimi Aylin yüzündendi. Cemal ve Özer arkadaştılar ama bir süre sonra kavga edeceklerdi. Aylin beni kısa zamanda arayacaktı.
Daha fazla bekleyecek sabrım kalmamıştı. Metnini hazırladığım iletiyi seansın ertesi günü gönderdim.
"Neden bu suskunluk? Beni senden habersiz bırakmakla benden neyin intikamı alınıyor? Bu düşmanlık ve nefret niçin? 17 Ağustos'ta seni, Nehire'yle aynı gözle gördüğümü söyledim. Bu kayıtlar hâlâ elinizdedir. Bir daha dinleyin. 20 Ağustos'ta yazdığım mesajda sen benim büyük kızımsın dedim. 21'de, bu aşk değil, yoksa kıskanırdım dedim. Bunların hepsi, senin benden umutlanmanı önlemek içindi. Ben her şeyden önce senin iyileşmeni ve sonra da mutlu olmanı istedim. Senin Özer'i sevdiğini sandığım için de sizi destekledim. Hiç kıskanmadım. Çünkü seni o kadar çok sevdim ki, senin sağlığın ve mutluluğun, benim her türlü değer yargımın üstüne çıktı. Ben kıskancım. Seni kıskanmıyor olmam, beni de yanılttı ve sana âşık olduğumu anlayamadım. Özer hakkında bazı tespitlerim oldu. Kendisini defalarca uyardım. O da bunları sana anlatmamdan korktu. Cemal'e bir mesaj yazmış. Bu mesaj üzerine Cemal beni, seni kandırmaya çalışmakla suçlayarak tehdit etti. Sen özgür olduğunu iddia etsen de, Cemal'in sözünden çıkamazdın. Onun için seni aramak yerine, doç. psikiyatr Dünya'ya hikâyemizi yazdım. O analiz etti. Sorduğu sorulara iki gece hiç uyumadan cevap yazdım. Benim saklayacak bir şeyim yoktu. Bundan sonra Dünya bana bir daha yazmadı. Senin hakkında endişelerimi dile getiren üç mesaj daha yazdım. Ses yok. Devrim'e yazdım. Tavır aynı. Üçüncü şiirinden sonra, açmayacağını bildiğim halde seni aradım. İster nefret, ister sevgi, bir şekilde seni ölüm kararından döndürmeyi hedefledim. Faydası oldu mu bilmiyorum. Her ne konuşulduysa, ikimiz arasında konuşuldu. Beni en iyi tanıyan kişi sensin. Sana benim hakkımda her ne söylendiyse, o böyle bir şey yapmaz diyebilmeli ve onların yanında bana alo diyerek gönlümü almaya çalışabilmeliydin. Yapmadın. Neden? Onlara mı inandın? Sen de mi beni suçladın? Benim ne hale gelebileceğimi hiç düşünmedin mi? Seni üzecek hiçbir şey yapmayacağımı bilmiyor muydun? Hele hele seni asla yüzüstü bırakmayacağımı? Senden cevap alamayınca kaynağa gitmeye karar verdim. Cemal'e yazdım. Biraz kavga ettik. "Sanırım beni istiyorsun. Yer ve zaman belirt yeter. Gelirim." dedim. Senden haber alamamak, bana işkencenin en gaddar olanıydı. Eğer yolum Bakırköy'e düşmediyse Nehire'nin sayesindedir. Allah ondan razı olsun. Bütün bunların iki açıklaması olabilir. Ya hepsi bir oyundan ibaretti. Belki de Dünya'nın bir araştırmasıydı. Ya da sen bana âşık olmuştun, bu da sıkıntı yaratmıştı. Sonunda ölürse ölür, yaşarsa yaşar denmiştir. Hangisi doğru? Ben bilemem ama sen Ali abiyi de sevmemişsin. Eğer birazcık sevseydin, en azından bir not gönderir, merakını giderirdin. Sen istedin, ben sevdim. Bana aşkı yaşattığın için teşekkür ederim. Âşık olmak her kese nasip olmaz. Sen ister bana düşman ol, ister benden nefret et, ben seni seviyorum. Karşılaşmamızın hikmeti buymuş. Senin sağlığına kavuşman için bana, benim de aşk için sana ihtiyacımız varmış. Sanırım her kes istediğini aldı. Bundan sonra mümkün olduğu kadar senden uzak durmaya çalışacağım. Seni bir daha rahatsız etmemek için. Bir yargısız infazla gönüllerde mahkûm oldum. Her yargısız infaz, iki tarafa da sancılar getirir. Ben payıma düşeni aldım. Düşmanları tarafından bile saygı gören, dürüst, özü sözü bir koskoca Ali, bir şerefsiz çakal olarak sanalda kaybolmuştur. Doğrusu seni sevenleri kırmakta üzerinize yok. Senin için maddi manevi büyük sıkıntılara girmiş olan, gerçekten sana asılmış olsa bile böyle karalanmamalıydı. "Hizmetleriniz için teşekkür ederiz. Artık hizmetinize ihtiyacımız kalmamıştır. Bir daha aramayın" demek çok mu zordu? Yoksa istediğiniz beni duygusal depreme sokmak mıydı? Sana hak ettiğinden fazla mı değer verdim? Büyükadam'a olanlar, bir gün bana da olacaktı. Bunu 12 Temmuz'da sezmiştim. 10 ve 19 Ağustos'ta iki defa teli kapatıp çöpe atmayı düşündüm. Yaptım da. Keşke geri almasaydım demiyorum. 22 Ağustos'u geçemezmişsin. Galiba, beni sevdiğin konusunda olduğu gibi bu konuda da kendimi fazla abartıyorum. Bir hiç olduğumu kabullenemiyorum. Senin tekrar Amerika'ya gidişinin baş müsebbibi tahmin ettiğim Büyükadam'la bile diyalog var, benimle yok. Her şeyin bir tezgâh olduğu akla geliyor. Sen tiyatrocu olmalıymışsın. Beyin kanserini yendik?!! Ne kadar övünsek azdır. :) Bu muamele ağırıma gidiyor. Ne kadar büyük bir suç işlemişim ya Rabbi! Sen susmaya devam et. Alilerden sizde daha çok var. Güya iyilik yapmaya çalışırken, gördüğümüz kötülüğe bak. Bana sürdüğünüz leke nasıl temizlenir? Ben yine de sustum. Kendimi savunmadım. Sen bunu anlayamazsın. Sevdiğim için şerefimden de geçmesini bilirim. En büyük düşmanın Ali."
|
Geri |İleri |
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 30 31 32 33 34 35