Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

Özer - Cemal iletişimlerini yeniden okudum. "Meydan tamamen kendine kaldı sanıyor şerefsiz." Cümlesi dikkatimi çekti. Her nasılsa ilk okumamda gözden kaçırmıştım. Özer ile Aylin benden önce mi ayrılmışlardı? Aralarında her ne geçtiyse 25- 28 Ağustos arasında geçmiş olmalıydı. Özer'in davranışı, ayrılıktan beni sorumlu tuttuğu yönünde gibiydi. Acaba benim için mi kavga etmişlerdi, yoksa benim yaptığım tespitleri Aylin de yapmış ve Özer bunları benim söylediğimi mi sanmıştı? Bilmiyordum.

Sevdiğini iddia ettiği ve evleneceklerini söylediği kızla ilgili kendine her türlü desteği vermiştim. Aylin'e olduğu gibi ona da tam bir ağabeylik yapmıştım. Kendisi hakkındaki şüphelerimi bile başkalarıyla değil onunla paylaşmıştım. Brütüs'ün Sezar'ı öldürmesi gibi o da beni arkamdan bıçaklamıştı.

Bana "abi" diyenlerce de terkedilmiştim. Yeniden yalnızlığa itilmiştim. Şimdi bunların hepsi bir şiirde toplanıyordu:

Sanılarımız

Bir fare kapanıymış
Girip de çıkılamayan.
Aşk sandığımız.

Yıldızların kaderiymiş
Bahtımıza yazılan.
Yol sandığımız.

Mutluluğumuza saplanan bıçakmış
Sözlerimizi bitiren.
Dost sandığımız.

Ve ölümün gelinliğiymiş
Üzerimize biçilen.
Düğün sandığımız.

Aylin'in şiirlerimi okuduğunu fark etmiştim. Kendi yazdığı bir şiirin özetler kısmına şiiriyle ilgisi olmayan fakat benim "Şartlı Önermeler" şiirine atıf yapar gibi yazdığı "koşullu öner-me" yazısı, o şiire çok içerlediğini gösteriyordu sanki.

Cemal'in o adlandıramadığım iletisinden bu yana aylar geçmişti. Geçen zaman zarfında kâh endişe etmiş, kâh üzülmüş, kâh öfke duymuştum. İki duygu vardı ki beni hiç bırakmamıştı: Merak ve kırgınlık. Onu çok merak ediyor, asla onarılamaz sandığım kırgınlık duyuyordum. Eğer böylesine önemli hastalığı olmasaydı hiçbir kuvvet beni onunla yeniden bir araya getiremezdi. Nasıl bir araya gelmektiyse...

Aylin beni aramayacaktı. O ölmeye karar vermişti. Ölecek, kurtulacaktı. Ben ne olacaktım? "bizi arza bağlayan: Yaratmak ihtiyacı" demişti Osman Faruk VERİM. Beni bağlayan neydi? Ölümü özlüyordum. Çocuklar olmasaydı...

Aylin - Ali vuslatı dünyada gerçekleşmeyecekti. Bizim bir zamanlar kesişmiş olan yollarımız ayrılmış, birbirine paralel hale gelmişti. Paralel yollar ise ancak sonsuzda kesişirlerdi. "O beni sevmemiş" düşünceleri arasında zaman zaman boğulsam da kalbim aksini söylüyordu. Onu hayatta tutabilmek için yüzüne söyleyemediklerimi şiirlerde söylüyordum. O bunları okuyordu. Bunu kesin sayıla bilecek bir sezgiyle biliyordum. Her ne olursa olsun kendisini sevmeye devam edeceğim mesajını da yine şiirle iletmek istedim:

Yollarımızın Kesiştiği Yerde

Sonbahar'da gel demiştim sana.
Gelmedin, gelemem diyorsun.
Belli ki farklı bir yolda,
Farklı yöne gidiyorsun.

Sanma ki uzaktayım.
Ne bir adım önünde,
Ne bir adım arkandayım.
Hemen yanında,
Sana paralel bir yoldayım.
Birlikte yürüyoruz.
Ellerimiz buluşmadan,
Gözlerimiz konuşmadan.
Meçhulün türküsü dillerde,
Kararlıyız:
Elbet kavuşacağız!
Yollarımızın kesiştiği yerde.

Ayları, mevsimleri çekip,
Zamanı örttük üzerimize.
Vuslata yürüyoruz desek de,
Kimsenin aldırdığı yok bize.

Yürüyoruz.
Adımlarımız sert,
Kaşlarımız çatık,
Kararımız kesin.
Mazimizi geçiyoruz bugün gibi.
Yarınımız olmayacak,
Biliyoruz.

Sonbahar'da görüşürüz derken,
Gide gide biz Sonbahar olduk.
İkimiz de döndük sararan yaprağa.
Bilmiyoruz,
Hangimiz önce düşecek toprağa? ..

Yürüyoruz.
Ellerimiz buluşmadan,
Gözlerimiz konuşmadan.
Meçhulün türküsü dillerde,
Kavuşacağız!
Yollarımızın kesiştiği yerde.

Bir ilginç gelişme daha yaşandı ve Aylin, Büyükadam'ın grubuna üye oldu. Üyelik müracaatını yaparken de onu iletilemişti.

Büyükadam beni telefonla arayarak müjdeyi verdi. Kendisine yazanın Aylin olamayacağını anlatmaya çalıştım. Özer'le oynadıkları yetmiyormuş gibi Büyükadam'la da oynamaya başlamışlardı. Ne istiyorlardı zavallı adamdan? İkna edemedim. O, üye olanın da ileti yazanın da Aylin olduğuna inanıyordu.

Gerek Özer'in şiir sayfasına yapılan yorumlarda, gerek Büyükadam'a yazılan iletilerde ve Aylin'in Büyükadam'ın grubuna üye yapılmasında Dünya'nın parmağı vardı sanki. Benim takip edeceğimi bildiklerinden bu yolla ben hedefleniyordum. Beni öfkelendirip kıskandırarak bir yere ulaşmaya çalışıyorlar gibiydi.

Varmak istedikleri hedef neydi? Çok düşündüm. Benim duygularımla oynayarak benden intikam almak istiyorlardı. Artık buna kanaat getirmiştim. Bundan başka acaba yanlış bir davranışta bulunmamı sağlayarak Aylin'in gözünden de düşmemi mi istiyorlardı?

Her ne kadar Aylin'e öfke ve kırgınlık duyuyorsam da onun beni asla unutamayacağını biliyordum. Ben ona değer veren, saygı duyan ve seven tek kişiydim. Onun için çok şey yapmış, hiçbir şey istememiştim. Samimiyetten uzak değil bir cümle, bir kelime bile sarf etmemiştim. O da bunun farkındaydı. Bir konuşmamızda bulunduğu ruh durumu itibarıyla artık ses tonlarını ayıra bildiğini ve benim samimiyetimin farkında olduğunu söylemişti.

Duygularımla mantığım çelişmeye başlamıştı. Mantığım artık bu konuyu kapatmam gerektiğini söylüyor, duygularım karşı çıkıyordu. Bazan duygularım, bazan da mantığım galip geliyordu. Mantığım şimdi benim yanılgılarımla dalga geçiyordu ve galibiyet sırası ondaydı.

Eğer birisi buzda kayıp düşerse herkes gülerken ben, kendim düşmüş gibi acı duyar, kendim düşersem - ne kadar canım yanarsa yansın - başkası düşmüş gibi gülerdim.

Galiba tam bu durumdaydım ve kendime gülüyordum.

Yedik Elhamdülillah

Kalbimizi sevdaya açıp serdikten sonra,
Baldıranı bal diye yedik elhamdülillah.
Kara saçlı güzele gönül verdikten sonra,
Baldıranı bal diye yedik elhamdülillah.

Diz çöktük yar önünde, boynumuz kıldan ince,
Gülümseyerek bakıp omuz silkti sakince.
Nişadır sürmüş gibi, 'yetiş ya Rab! ' deyince,
Baldıranı bal diye yedik elhamdülillah.

Böyle tavır ummazdık ela gözlü dilberden,
Bir göz kırpması vardı geçtiğimiz seferden.
Ne soğan doğraması? ! Geçtik acı biberden,
Baldıranı bal diye yedik elhamdülillah.

Gözlerimiz yanıyor asit yağmurlarından,
Umutları yitirdik hem bugün, hem yarından.
Bihaber kalınca biz o gülün diyarından,
Baldıranı bal diye yedik elhamdülillah.

Demokrasilerdedir 'çare tükenmez' lafı,
Sevda başa gelince, alev sarar etrafı.
Yiğit ki bize derler, süpürür gibi Kaf'ı,
Baldıranı bal diye yedik elhamdülillah.

Yanlış anlaşılır hep 'Çanakkale Boğazı',
Yanlışlık neresinde, hele dinle avazı!
Ota konamamışız, işte, yanlış bu yazı!
Baldıranı bal diye yedik elhamdülillah.

İnsanlık yapayım derken gülünç duruma düşmüş, düşman kazanmıştım. Kimsenin aklına benim de sözlerimin ola bileceği gelmemişti. Ömrümde duymadığım hakaretlere maruz kalmış ve çok zor bir dönem geçirmiştim. Hayatlarını insanları savunarak kazananlar, savunmanın kutluluğuna inanmıyorlarmıştı. Hâlbuki Aylin ile bir defa görüştükten sonra bir daha aramasaydım başıma bunların hiç biri gelmeyecekti. Fark neydi? Sanırım adam olmak veya insan olmak arasındaki fark gibiydi.

Bocalama dönemi geçiriyordum. İnandığım bütün değer yargıları yıkılmıştı. Kendimi nasıl koruyacaktım?

Değişim

Sütten ağzı yanan,
Yoğurdu üfleyerek yermiş.
Tanrı'nın sunduğu süt gibi geldin.
Kana kana içmek istedim.
Ela gözlerinde
Kendimden geçmek istedim.
Öyle kabardı ki,
Ağzımı bıçak açmaz oldu.

Bir musibet,
Bin nasihatten iyiymiş.
Artık süte su katarım,
Adam olacağım derken,
İnsanlıktan çıkarım.

Tamamen iyi niyetlerle hareket etmiş, çok büyük acılar ve gurur kırıcı olaylarla karşılaşmıştım. Kimin söylediğini hatırlamadığım "iyi niyetli yaklaşımların çoğunluğu, hayal kırıklığı ile sonuçlanır" sözünü yaşıyordum. "Bana ne elin kızından" deseydim bunların hiç birini yaşamayacaktım. Adam olmakla insan olmak arasındaki fark buydu. Bundan sonra adam mı yoksa insan mı olacaktım?

Böylece yazdığım son iki şiirle bu konuyu kapatmaya karar verdim. Haftalarca Aylin'in şiir sayfasına girmedim. Onun şiirlerini listeme almadım.

Sonunda yine dayanamadım ve şiirlerini okudum. Son şiirinde "sana dönüyorum" diyordu. Bana dönmediğine göre, bu "sen" kimdi? Onun hayatında üçüncü kişi de mi vardı? Aklımdan bir sürü isim geçiriyor ama hepsine "o değill" diyordum. Bensem niye aramıyordu?

Sevgililer günü yaklaşıyordu. Sevenler, sevdiklerine neler alacaklarını veya onlarla neler yapacaklarını planlarlarken ben, hep düşmanlığını gördüğüm sevdiğimin sesini bile duymaktan mahrumdum. O, benden ayrı yaşayabilmesini, hatıralarının yeterliliğine bağlarken ben, bir anı bulamıyordum. Hep veren taraf olmuştum. Almak istediğim bir şey yoktu ama o da vermeyi hiç düşünmemişti.

Bugün şahsıma selam bile vermeyen pek çok kişiye maddi ve manevi iyiliklerim olmuştu. Çoğunu da hatırlamıyordum bile. Hiç birinin yüzüne yaptığım iyilikleri vurmak aklıma gelmemişti. En çok sevdiğim kişi tarafından gördüğüm muamele çok dokunuyordu.

Back to previous chapter Next chapter
Geri |İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 29 30 31 32 33 34 35