|
Ana Sayfa |
Yaşarken farkına varmadığım ayrıntılar, şimdi bir bir zihnimden geçiyordu. "Başından beri sinirlerimi bozuyor bu pislik" sözünden Cemal'in benden hep rahatsız olduğu anlaşılıyordu. Cemal, 25 Haziran'da Aylin'e Özer için kızmamıştı. Onu öfkelendiren bendim. Aybike'nin, Özer'in beni kullanarak kızın aklını çeldiğini anlatması, o tarihlerde aralarında hiçbir gönül ilişkisinin olmadığını gösteriyordu. Var olmayan bir şeye niye kızılsındı ki?.. Aylin, Cemal'in sinirini yatıştırmak için Özer'i öne atmış olmalıydı. O, Özer'i gerçek duygularını örtmek için kalkan olarak kullanmıştı. Tehlikeli bir oyun oynamış, şimdi faturasını ödüyorduk. Benim kabahatim neydi ki...
Özer, onun bana olan sevgisini anlamış ve beni kullanmak istemişti. O dönemde bilmiyordum ama Aylin çok zengin bir kızdı. Babasından kalan hatırı sayılır bir serveti vardı. Onun için bir daha bulamayacağı bir ganimetti. Neredeyse de elde ediyordu. Başından beri beni yalanlarıyla oyalamıştı. İlişkilerinin varlığı, başlangıcı, adres vermediği, doğum tarihi ve benzeri konularda hep yalan söylemişti. Tespit edemeyeceğimi düşünmüş olmalıydı.
Emin değildim ama onlar 28 Ağustos'tan önce ayrılmışlardı. Belki de 25 Ağustos'tan önce. Çünkü Özer, Kırlangıç şiirine "yazana değil, yazdırana bak" yorumunu yapmıştı. İmayı sezmiş, üzerinde durmamıştım.
"Meydan kendine kaldı sanıyor şerefsiz" sözünden ayrılığın sorumlusu görüldüğüm ortaya çıkıyordu. Halbuki bir şeyden haberim yoktu. Aybike ile yaptığım konuşma, kıskançlık diye algılanıyordu. Ayrılacaklarını söylemiştim, ayrılmışlardı. Başka kızlarla görüştüğünü söylemiştim, biz Cemal ile kavga ederken o, İzmir'de bir kıza aşık olduğunu şiiriyle ilan etmişti. Mart ayında da evleneceklerdi. Ne dün, ne bugün, ne de gelecekte söylediklerimin bir tespit olduğunu düşünmemişler, düşünmüyorlar ve düşünmeyeceklerdi. Nasıl bir aşk iki-üç ay içinde biter, başka aşk başlardı? Demek ki bana karşı hep önyargılıydılar.
Cemal, kendisini muhatap almadığımdan şikayet ediyordu. şikayet ettiği şeyin lehime delil olduğu hiç aklına gelmiyordu. Aylin hakkında hedef veya hedeflerim olsaydı muhatap almak ne demek, yediği içtiği ayrı gitmeyen iki dost olurduk. İlginç olan onun beni muhatap almamasıydı. Kardeşinin sağlığı için ne kadar önemli kişi olduğum ortaya çıkmıştı. Bu adam nasıl bir kişidir diye insan hiç merak etmez miydi? Hakkında araştırma yapmaz mıydı? Dediği gibi pislik olsaydım kendisini baroya, Dünya'yı da odaya şikayet etmez miydim? Bunları yapsaydım ikisinin de diplomaları kâğıt parçası hüviyetini kazanmaz mıydı? Biri tedaviden kaçınmıştı ki hiçbir hekimin buna hakkı yoktu. Diğeri de tehdit ve hakaret etmişti, bir avukat da bunları yapamazdı.
Yaşanılanlar gerçek olamazdı. Ortada bir hayat varken yapılanları havsalam almıyordu. Böyle şeyler ancak tiyatroda olabilirdi.
Nehire'yle konu hakkında konuşurken o, "birileri bir yerlerde belki roman yazıyorlardır" dedi. Ben de "bu roman değil, bir tiyatro eseri olmalı" dedim. "Nasıl" sorusu üzerine tahminlerime dayalı aşağıdaki senaryoyu gönderdim.
SENARYO
Şubat veya Mart ayında, Aylin'in beyin kanseri olduğu ve sayılı aylar kadar ömrünün kaldığı kesinlik kazanır. Bilinmeyen bir sebeple, Aylin gözden çıkarılır. O zaman, psikiyatr doçent olan Dünya'nın aklına, bu durumu araştırmasında kullanabileceği gelir. Elini klavyeye bile değmemiş olan Aylin, duygusal insanların en yoğun olduğu Güldeste'ye Nisan ayı başlarında üye yapılır. Sen buralarda dolan, başka yerlere bakma denir. Devrim tarafından da bir gruba sokulur. Sanırım Özer'le de ilk karşılaşmaları bu grupta olmuştur. Ya da Aylin'in rast gele gönderdiği mesajlardan biri veya bir kaçı ona da ulaşmıştır. Aylin'in Güldeste'de kaldığı toplam süre iki aydır. Yüz yüze görüşen sevgililer bile iki ayda evlilik sürecine giremezken, bunlar Güldeste gibi kısıtlı haberleşmenin olduğu bir yerde bu noktaya gelmişlerdir. Bana göre bu imkânsızdır. İki tarafın da samimiyetsizliğini ortaya koyar. Sanırım Aylin, nasıl olsa öleceğim, bari bu duyguyu da yaşayayım düşüncesiyle kendisine yapılan en uygun teklifi kabul etmiştir. Daha sonra baba rolünü üstlenecek Büyükadam (bugün onu teselli etmek de bana düşmüştür. Kaderin cilvesi dedikleri bu olsa gerek. :)) da bulunmuştur. Başrol oyuncuları tamamdır.
Beklenmedik bir şey olur. Ali diye biri, hiçbir şeyden haberi olmayan Aylin tarafından misafir oyuncu olarak oyuna dahil edilir. O Aylin'i öyle motive eder ki, Amerikalı uzmanların sen iyileşmezsin diye tedavi bile etmedikleri hastayı ilaçsız iyileştirmeye başlar. Bir hafta sonra da bu gelişmeyi gören hekimler, tedavi kararı alırlar. Bir hafta kadar sonra da hasta, beyin kanserini yener. Tahlillerin altına "mucize" sözcüğü eklenir. Senaryonun ilk delindiği nokta burasıdır. Aylin gözden çıkarılmıştır ve iyileşmesi hesapta yoktur.
Baba rolünü biçtikleri kişi de bir hata yapar. Aylin'e "sen bize gelme, başka türlü anlarlar" cümlesini sarf eder. Aylin onu derhal dışlar. Büyükadam şaşkınlık içersindedir. Ne olduğunu anlayamaz. Onun bu duygularını kimse umursamaz. Çünkü insanların hangi şartlarda, nasıl davranacakları araştırılmaktadır. Bu adama bir açıklama yapın tavsiyelerim kulak arkası edilmekte, benim çabalarım ise, Büyükadam tarafından farklı yorumlanmaktadır.
Misafir oyuncu ise, abi rolünü mükemmel oynamaktadır. Nerdeyse sıfır hatası vardır. Ancak, senaryo ikinci defa delinir. Kız misafir oyuncuya âşık olur. Bunu ilk defa dayı tespit eder. Derhal Cemal'e durum aktarılır. Bir süre sessiz kalınır. Özer de aynı yönde bir mesaj gönderince, misafir oyuncunun rolünün bitmesi gerektiğine karar verilir.
Kız bu duruma çok üzülür ve ölmeye karar verir. Bu bile onları yumuşatmaz. Zaten istedikleri de budur. Misafir oyuncu ise, bunu kabul edebilecek bir yapıda değildir. Kendi hayatını onların önüne koyarak, Aylin'e bir seri mesajlar çeker ve onu ölüm kararından caydırır. Hayatını hiçe sayan adamı tehdit etmenin boş olduğunu gören aile, onun ailesini tehdit etmeye başlar. Misafir oyuncu başardığının farkındadır ve artık oyundan çekilmesi gerektiğine karar verir. Şimdilik kaydıyla geri çekilmiş, gelişmeleri uzaktan takip etmektedir.
Büyükadam'a da bunun bir tezgâh olduğunu, artık üzerine düşmemesi gerektiğini ve Güldeste'den bir süre uzak durması gerektiğini anlatır.
Şimdi, oyun, Özer üzerinde oynanmaktadır. Onun şiirlerine Aylin adına yorumlar getirilmekte (ki bu yorumların, önce Devrim tarafından yapıldığını sanıyordum. Şimdi Dünya tarafından Cemal'e yaptırıldığına eminim.), onu ümit içinde tutmaya çalışmaktadırlar. Herkes kendinden yanayken, hâlâ niye görüşemediğini anlayamayan Özer ise, intihar şiirleri yazmaktadır. Gerçek ise, Aylin'in onu asla affetmeyeceğidir.
İşte kaybolan üç hayat senaryosu. Bakalım nasıl bitecek. Nasıl biterse bitsin, muhteşem bir roman olacak :)))
Ayrıntılara giremediğim için, bazı şeyleri anlayamayacaksın. Halbuki bu hikayenin özü, ayrıntılarda gizli. Öldürülmezsem, belgesel roman yazacağım. :))))))))
Aylin'e olan tiksintim kısa zamanda sona ermiş, yoğun biçimde onu düşünür olmuştum. Yine de onun sevgisini sorgulamaktan kendimi alamıyordum.
Üçüncü şiirinde sevdiğini tarif ettikten sonra (bu tarifteki bendim) gerektiği gibi seviyorsa güçlü olduğundan sevdiğini söylüyordu. Güçlüydüyse sevgisine niye sahip çıkmıyordu? Onun şartlı önermesi yine bir şiir getiriyordu.
Şartlı Önermeler
Söylendiği gibi:
Dünya,
Kendi etrafında dönüyor olsaydı,
Ya kucaklaşır,
Ya da ebediyyen ayrılırdık.
Söylendiği gibi:
Dünya,
Güneş'in etrafında dönüyor olsaydı,
Ömrümüz karanlıklar içinde,
Bir başınalığımızda
Üşüyerek geçmezdi.
Söylediğin gibi:
Güçlülüğünle sevseydin,
Engelleri yıkar geçerdin.
Ya beni yeterince sevmedin,
Ya da acı çekmeyi öğrendin.
Bana da öğretir misin?
Düşünüyor, yaptığımız konuşmaları gözden geçiriyor, iletilerimi yeniden okuyor ve kendimde kusur bulamıyordum. O halde problem neydi? Benim Aylin için çok önemli olduğumu bildikleri halde bana yapılan hakaretler, suçlamalar ve tehditler niçindi? İhtimal ki Aylin bana âşık olmuş, ailesi tespit etmiş ve sorumlu olarak beni görmüşlerdi. Bana karşı yürütülen düşmanlık politikasının başka bir nedeni olamazdı. Aylin'in Özer'den ayrılmış olması, yazmış olduğu o üç şiir bu ihtimali destekleyen unsurlardı. Hele üçüncü şiirde yapılan tarifler bire bir bana uyuyordu. Bir ikinci kişi olamazdı. Bu yüzden de kendime bile aşığım diyemezken ona ve ailesine âşık olduğumu yazmıştım. Böylece onun umutlarını artıracak ve hayata sarılmasını sağlayacaktım. Kendimce bir fedakârlık yapıyordum. Hâlbuki bana âşık olsaydı ailesi ne kadar engellerse engellesin tuvaletteyken arar, yine arardı. Hâlâ bunu düşünebilecek durumda değildim. İşyerimde işlerimle ilgilenemiyor, bir yerde uzun süre kalamıyordum. Aylin'in hayatından duyduğum endişe ve durumu hakkındaki merakım o kadar büyüktü ki bunalıyor, bunalıyordum. Ancak saatler süren uzun yürüyüşlerle birazcık rahatlıyordum.
Ailesinin iyileşiyor, her şey yolunda gidiyor tarzındaki iddiaları, Aylin'in yazmış olduğu şiirlerce çürütülüyordu. Hayatının uç noktasında olduğunu belirten bir şiiri daha yayınlandı. Bu şiirin altına da dört yıl öncesinin tarihi atılmıştı. Atılan tarihe inanmadım. Kendisine ulaşma yollarım kapanmıştı. Şiirlerimle aşkımı dile getirmeye başladım. Ama yine de âşık değilim diyordum kendime. Yalnız şunu çok iyi biliyordum ki ben onu, hayatım boyunca hiç kimseyi sevmediğim kadar seviyordum. Hiç kimseyi özlemediğim kadar özlüyordum. Ağabeyi tarafından engellendiğimize inanıyor, aşağıdaki şiirimde olduğu gibi dolaylı yoldan ona seslenmeye çalışıyordum.
Aşkın Mevsimleri
Bir sonbahar yaşandı,
Yapraklarımızı döktük,
Gönlümüzü zarla kapladık.
Aşkımız,
Kışa hazırlandı.
Üzerimizde kar taneleri,
Şimdi, kışı yaşıyoruz.
Mutluluğumuzun,
Yeniden doğmasını bekleyerek.
Güneş bir adım atacak,
Mevsim değişecek,
Tabiat uykusunu aşacak,
Hayatın rengine bürünecek.
Sonra,
Güneş bir adım daha atacak,
Bir ömrün meyveleri toplanacak.
Milyonlarca yıl böyle olmuş,
Böyle olacak.
Ya bizim sevdamızın rengi? ..
Ey can güneşi!
Bize de bir adım at!
Yoksa...
Üzerimizdeki kar taneleri,
Kefenimiz olarak kalacak.
|
Geri |İleri |
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 28 29 30 31 32 33 34 35