Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

Üçüncü şiirdeki suçlamaları da hak etmediğim inancındaydım. İlk defa olarak içimde Aylin'e karşı kırgınlık oluştu. Ancak kırılmanın zamanı değildi. Onun hayatı söz konusuydu. Açmayacağını bildiğim halde ertesi gün aradım. Tabii ki açmadı. Ben de iletiledim:

"... Sessiz haykırışlarım inletiyorken yüreğimi,/ Ben sevmenin bedelini ödüyorum... Ben hep senin yanındayım. NOLUR BENDEN ŞÜPHE ETME! Kırlangıç"

Farklı numaradan iletilemiştim. Başkası okursa diye de Kırlangıç imzasını atmıştım. Mesajın kimden geldiğini o anlayacak, başkası anlamayabilecekti. Yaklaşık iki saat sonra tekrar aradım. Cevap verilmeyince onun son şiirine karşılık niteliğinde yazdığım Her Gece şiirini iletiledim.

O, tarihi binalarla uğraştığı ve kültür seviyesi de çok yüksek olduğundan benim hazire kelimesi ile ne anlatmaya çalıştığımı anlaya bilecekti. Her ne kadar hazire, tarihi yapıların bahçesindeki mezarlar için kullanılıyor olsa da bu mezarların özellikleri vardı. Burada yatan muhterem insanlar, ya o yapının kurucusu ya da o yapıya büyük hizmetleri geçmiş kişilerdi. İhtimal ki öldükten sonra da sonsuza kadar manevi olarak kurdukları veya hizmet ettikleri yapının koruyucusu olmaları istendiğinden oraya gömülmüşlerdi.

Ertesi gün, bir önceki günün kopyası gibiydi. Cevapsız aramaların sonrasında gönderilen şiir ileti. Bu şiir de onun ilk şiirine cevap olarak yazdığım "Kırık Kalp" adlı şiirdi.

Bu şiirle de kendisinin ilk şiirine cevap verildiğini anlayacaktı. Açık şekilde onun moralini yükseltmeye ve ölüm kararından caydırmaya çalışıyordum. Sonraki günler de farklı geçmedi. Tek fark iletide idi:

" Merhaba Aylin. Son 48 gündür seni düşünmeden geçen bir saatim olmamıştır. Şimdiye kadar seni aramamamın sebebi, şimdi olduğu gibi açmayacağını bilmemdir. Bu yüzden, sağlığın için gıyabında mücadele etmeye çalıştım. Hâlâ ölümden bahsediyorsun, beni de mi öldürmek istiyorsun? Sana karşı bir kusurum, bir suçum varsa kaldır şu telefonu bana hesap sor. Sevginin bedelini çok ağır ödetiyorsun. Artık altından kalkabileceğimi sanmıyorum. Aylin mahkûmu Ali"

"Aylin, bana verdiğin sözlere ne oldu? Hani sen verdiğin sözleri tutardın? Benim sana verdiğim sözlere de engel oluyorsun. Neden? Hani sen çok güçlü bir kızdın? Bu kadar yol alındıktan sonra; bu kadar kahır yüklendikten sonra, tam mutlu olacakken bu vaz geçiş neden? Sen mutluluğu herkesten çok hak ediyorsun, bilmiyor musun? Sence ben, egoist bir insan mıyım? Hiç kimse, hiç kimseyi, hiçbir şey için zorlamadı. Her şey kendiliğinden gelişti. Bu, bize kaderin çizdiği yol olmalı. Şimdi bu kadere bu kadar karşı çıkış neden? Hayatımda ilk defa sana yalvarıyorum: Hiç değilse, senin için döktüğüm ve dökmekte olduğum gözyaşlarının hatırına bir cevap ver. Ali"

"Aylin, geçen akşam boş bir mesaj aldım. Daha önce de benzer bir mesaj almıştım. Numara gözükmediği için, bunun yanlışlıkla gönderildiğini sanmıştım. Şimdi senden olabileceğini düşünüyorum. Senden miydi? Öyleyse, şimdi niye cevap vermiyorsun? Senin duygularını bilmediğimi mi sanıyorsun? Sadece bilmezden geliyordum. Çünkü senin sağlığın, benim aşkımdan da üstündü. Hâlâ öyledir. Buna rağmen, artık rahatsızlık verdiğimi düşünmeye başladım. Bu düşünceyle, cevapsız aramalara daha fazla devam edemem. Belki bir iki gün daha. Lütfen gönlünün zincirlerini kır artık. Mutluluk trenini kaçırmayalım. Seni çok seviyorum."

İlk kez aşktan söz ediyordum. Kendime bile "ben bu kıza aşığım" diyemezken ona dolaylı da olsa âşık olduğumu söylüyordum.

Onun bana âşık olduğuna dair pek çok göstergeler vardı: "nolur benden şüphe etme" diye yalvarması, benimle ilgili iftiralardan sonra Özer'den ayrılması ve en önemlisi de yazdığı şiirler. O aşk şiirleri yazan bir şair değildi. Yine de bana karşı olan duygularının aşk olmama ihtimali vardı. Yazdığım son iletiyle eğer bana âşıksa geleceğe umut taşımasını, değilse şahsıma yapılan suçlamayı kabul etmiş olarak Özer'i haklı çıkarmak ve ona dönmesini sağlamak gayelerini taşıyordum. Birinci durumda yaşamak isteği artacak ve ölüm kararından vazgeçecekti. İkinci durumda da sevgilisiyle barışmış olacağından benzer sonuç ortaya çıkacaktı. En azından ben öyle umuyordum. Başka bir deyişle kendimce bir fedakârlık yapıyordum.

Ertesi gün de aramalarım karşılıksız kaldı. Daha fazla cevapsız aramalara devam etmenin manası kalmamıştı.

"Biri Var Aylin Sanver//Biri var: Aylin Sanver, diğer adıyla İlmek,/O küçücük ilmektir her türlü derde deva./Ağrılara bire bir, gönül yarasına tek,/Kainat ufak kalır, dünya havayla cıva.//Birinci sınıf şair... birinci sınıf şiir.../Vursun al gülleriyle, gönül mülkü düzelir./O kadar aydınlık ki yüzü, mehtap vız gelir,/Temiz yüreği ova, gülücüğü bedava.//Ben sevdim onu, sevdim... gidemez hiç bir yere!/Ali abicim deyip sarılmadan bir kere./Yenecek hastalığı, yok bundan başka çare!/İşte biz buyuz! .. diye atacağız hep hava./// Bu şiir bir daha gün yüzü görmeyecektir. İstedim ki, son bir defa daha okuyasın. Bu şiiri yazmasaydım, sen, uzaklardaki bir kız olarak kalacak veya kalmayacaktın. Bu şiiri yazmasaydım, suçlanmayacak, hakarete uğramayacak ve tehdit edilmeyecektim. Bu şiiri yazmasaydım, ihanete uğramayacaktım. Bu şiiri yazmasaydım, bir yargısız infazla mahkûm olmayacaktım. Bu şiiri yazmakla, ne büyük bir suç işlemişim ki, bir türlü bağışlanamıyorum. Bunlara azmettirdiği için, kendisi idama mahkûm edilmiştir. Ancak, sana âşık olmama vesile olması hafifletici sebep sayılmış ve cezası müebbede çevrilmiştir. Bir daha gün yüzü görmeyecektir. "Kalbim seninle dolu, kimin umrunda nazın,/ Ben seviyorum ya, sen ister sev, ister sevme..." demişim. Sana hoşça kal demiyorum. Çünkü seni daima kalbimde yaşatacağım. "Gönlünün haziresi" Ali"

Onun hayatından duyduğum endişe o kadar büyüktü ki yukarıdaki iletilere rağmen aramamasını garipsemiyordum. Beni azıcık sevmiş olsaydı - ister ağabey olarak, ister sevgili olarak hiç fark etmez - böyle sürüncemede bırakmazdı. Kendisi değilse bile arkadaşları aracılığı ile bir haber gönderir, bir daha aramamamı rica ederdi. Ortada bırakılmış olmak, ruhumda derin yaralar açıyor, ona büyük kırgınlık duyuyordum. Yine de ona toz konduramıyordum. Endişe ve merak sanki beni kör etmişti. Bu kız ve çevresi adeta beni düşman görüyorlardı. Sadece ben anlamıyordum. Belki de anlamak istemiyordum. Büyükadam'a karşı yapılan sessiz protestoyu bile - kendisini hiç sevmediğim halde - kabullenememişken şimdi ben aynı durumdaydım. Şu farkla ki Büyükadam'ın Ali gibi bir şansı vardı. Ondan bilgi akışı sağlayabiliyordu. Benim o şansım da yoktu. En azından bir ağabey olarak beni çok sevdiğini, aramızda kıyas kabul edilemez güçte bir bağ olduğunu sandığım Aylin nazarında kâğıt mendil kadar bile değerim yokmuştu. Bunu bir türlü kabullenemiyordum. Beyin kanserini yenmesinde en büyük etken olarak kendimi görürken de onun üzerinde müthiş etkim olduğunu düşünürken de sevildiğimi sanırken de galiba kendimi fazla abartıyormuştum. Hiç olduğumu anlayamıyordum. Sanki gözüm kördü.

Aylin'in ağabeyinin baskısı nedeniyle benimle görüşmediğini sanıyordum. Bensiz başaramayacağına inanıyordum. Çünkü tedavisi olmayan bir hastalıkla boğuşuyordu ve onun bu savaşında moralinin daima üst seviyede olması gerekiyordu. Şimdi en çok güvendiği belki de en çok sevdiği adamdan ayrı kalmak zorundaydı. En azından ben öyle sanıyordum. Yıkıldığını hesap ediyor, kendisini mevcut şartlarda toparlayamayacağına inanıyordum. Bir şekilde onunla yeniden görüşmeye başlamam gerekiyordu. Onu o kadar çok seviyordum ki onu yaşatabilmek için yapamayacağım fedakârlık yoktu. Böyle düşünerek ağabeyine yazmak zorunda olduğuma kanaat getirdim ve "İlk Mesaj" başlığıyla düşüncelerimi sayıladım.

"Merhaba Cemal Bey,

Bu mesajı yazmamak için çok direndim. Bana büyük bir öfke duyduğunuzun farkındayım. Ancak çaresiz kaldım. Aylin'in son şiiri bir ölüm kararını içermektedir. Karardan da öte, kendini öldü kabul etmektedir. Son üç şiiri, hangi yorumcuya yorumlatırsanız yorumlatın, çok farklı şeyler söylemeyeceklerdir. Bu karara vücudun uyması zaman alacak, fakat Aylin kararında direndiği takdirde kaçınılmaz olacaktır. İşte o zaman, her şey için geç kalınmış olacaktır. Çünkü bütün ilaçlar vücudun direnci üzerine kuruludur. Benim endişem budur.

Aylin'in duygularının değiştiğinin farkındaydım. O ise, benim kendisine olan sevgimin, farklı bir sevgi olduğunu sanıyordu. Üçüncü şiirinde de hâlâ emin olamadığı anlaşılıyor. Aramızda hassas bir denge vardı ve müdahaleniz olmasaydı, hiçbir şey olmayacaktı. Şimdi bu denge bozulmuştur. Konumumun farkındayım. Ben, Aylin'e tek taraflı âşık olsaydım, bu asla problem teşkil etmeyecekti. Özer'in karaktersiz ve samimiyetsiz şahsiyeti Aylin'i bana itmiştir. Bunu fark ettiğimde ise zaten iş işten geçmişti. Böyle olmasını hiç istemedim. Bana inanıp inanmamakta serbestsiniz. Şimdi önümüzde bir vakıa vardır. Ben kendim için çok zor olan bir kararı verdim. Siz de, sizin için çok zor olan bir kararı vermek zorundasınız. Zaman Aylin'i sevmenin bedelini ödeme zamanıdır. Ya benimle görüşmesine izin vereceksiniz - ki, bu görüşme kaçınılmaz olarak farklı boyutlarda olacaktır - , ya da onun ölümünü seyretmek zorunda kalacaksınız. Sizin için çok üzgünüm. Şartlar çok ağırdır. Tercih çok zordur. Ben sizin umurunuzda değilim. Fakat kardeşinizin mutluluğunu isteyeceğinizi sanıyorum.

Saygılarımla.

Ali"

Bütün hareket tarzım, Aylin'in bana âşık olduğu inancına göreydi. Hâlâ onun sadece benimle bir şansının olabileceğine inanıyordum. Onu hayatta tutabilmek için kendisine âşık olduğumu yazmıştım. Göze aldığım fedakârlığı, kendimce bir adım daha öteye götürüyor, eşimden ayrılıp onunla evlenmeyi de kabulleniyordum. İşte aldığım zor karar buydu. O gururlu Cemal'in ise kendinden bile büyük bir adamın kız kardeşiyle bir aşk ilişkisine girmesine razı olması, gerçekten de çok zor olacaktı.

Aradan günler geçtikten sonra cevap geldi:

Kimden: Cemal (Bay, 44)
Kime: Ali (Bay, 46)
Tarih: 3.11.20.. 15:..
Konu: Yn: İlk Mesaj

MAİLİNİ ALDIM. BİR ŞEY SÖYLEMEME GEREK YOK ARTIK. CEMAL ASLA YANILMADI BU GÜNE KADAR.
AZ KALDI TÜRKİYE' YE DÖNÜYORUM.

KIZ KARDEŞİM İÇİN DÜŞÜNDÜKLERİNİ BEN DE EŞİN VE KIZLARIN İÇİN HİSSEDİYORUM, DÜŞÜNÜYORUM.
YAPILAN HİÇBİR ŞEYİ KARŞILIKSIZ BIRAKMADIM. DÖNER DÖNMEZ BU YAPTIKLARINI FAZLASIYLA ÖDEYECEĞİM SANA. HİÇ MERAK ETME.
YANİ;
GÖZÜN ARKADA KALMASIN, ÖMRÜM OLDUKÇA KARINI VE KIZLARINI MUTLU EDECEĞİM. SEN HİÇ ENDİŞE ETME. TASALANMA.

Bir insan ancak bu kadar alçalabilirdi. Problemi benimleydi. Ailemi bu işin içine çekmekle ne elde edebileceğini umuyordu? Birden aklıma geldi: Dünya'ya yazdığım sorgulama cevaplarında ailemin benim için çok değerli olduklarını belirtmiştim. Bunun benim zayıf noktam olduğunu hesaplayarak beni ailemle yıldırmaya çalışıyorlardı. Belki de ileti Dünya'nın yönlendirmesiyle yazılmıştı. Yardım umuduyla yazdıklarım, bana karşı silah olarak kullanılıyordu.

Artık onu ciddiye almıyordum. Büyükadam hakkında yanılmıştı. Özer konusunda yanılmıştı. Hatta kendi kardeşi konusunda da yanılıyordu. Benim hakkımda mı isabet kaydedecekti?

Bu adam yıllarca hâkimlik yapmıştı. Onun davalarına baktığı zanlılara gerçekten üzülüyordum. Kim bilir kaç masumu hapse göndermişti? Okuduklarını anlama zafiyeti çektiği açıktı. Ben ne yazıyordum, o ne cevap veriyordu. Bir dersi hak ediyordu. Bizde "köpeğin hatırı yoksa sahibinin de mi yok?" halk sözü vardı. Sahibinin hatırına "hoşt" demeyecektim.

Back to previous chapter Next chapter
Geri | İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35