|
Ana Sayfa |
Kimden: Ali (Bay, 46)
Kime: DEVRİM (Bayan, 25)
Tarih: 27.9.20.. 11:..
Konu : Yn: Yn: LÜTFEN OKU! ! !
O mesajın hiç bir yerinde Aylin'e ait bir eleştiri yoktur. Başkaları tarafından hakkımda iftiralar vardır. Ve ben susmak zorunda kalmanın derin kederini yaşıyorum. Aylin'in benim hakkımda kötü düşünmesi ayrı bir ıstırap konusudur. Bazı şeyleri belgeleri ile ispatlayabilirim. Bazı kişiler benimle de konuşmuyorlar. Bu da acı veriyor. Ben iki buçuk ay boyunca, Aylin'le, o melun hastalığı duygusal olarak beraber yaşadım. Şimdi, ona destek olamamanın sıkıntısını yaşıyor ve bu sıkıntıdan kurtulabilmek için saatlerce yürüyorum. Çok uzun sürecek bir tedavi onu beklemektedir. En ufak bir üzüntüyü bile kaldıramayacaktır. Benim yüzümden üzülüyor olmasından, hiç bir kabahatim olmadığı halde derin bir üzüntü duyuyorum. Ben onu seviyorum ve onun da beni sevdiğini biliyorum. Bütün konuşmalarımızı yeniden gözden geçirdiğinde, samimiyetsiz tek bir kelime bile bulamayacaktır. Ona toplam 34 mesaj gönderdim. Hepsi de kayıt altındadır. Yeniden okudum ve suç unsuru bulamadım. İstersen sana da gönderebilirim. Cemal bey, tipik bir abi davranışı göstermiştir. Onu çoktan affettim. Asla affetmeyeceğim kişiler vardır. Hakkımda bir iddia, birinin sayfasına girip, onun mesajlarını Aylin'e gönderdiğim yönündedir. Bu konuda kesin konuşabilecek tek kişi, bunu yapan olabilir. Benim gönderdiğim yönünde kesin konuşuluyorsa, ben, bunu konuşandan şüphelenirim. Belge istiyorsan, belge de gönderirim. Ancak, sırların ne kadarını bildiğini bilmiyorum. Senin veya Aylin'in soracağı bütün sorulara açığım.
Sevgilerimle.
Yukarıdaki iletime cevap alamadım. Kendimi sorgulamaya açtığımı açık bir dille anlatmış ve hesap vermeye hazır olduğumu belirtmiş olmama rağmen muhatabım derin bir sessizlik oldu. Farkında değildim ama çok büyük bir suç işlemiş olmalıydım. Belki ne olduğunu bilsem kendime çeki düzen verirdim.
Devrim, Cemal'in bana yazdığı iletiyi kimseye göndermediği konusunda yanılıyordu. Üyelerimizden Aygül'ün babalığına göndermişti. Özer zaten kendisi okumuş, okumakla kalmayıp bana karşılık verme yetkisini de almıştı. Cemal, Devrim'e Özer kadar güvenmiyormuştu.
Sabırsızlığımın cezasını şimdi çekiyordum. Anlatmak istediklerimi tam olarak anlatamamıştım. Cemal'in iletiyi kimlere gönderdiğini, kimlere cevap verme yetkisi verdiğini de yazsaydım Devrim'in kafasında başka soru işaretleri doğmasına yol açabilir, belki benimle ilişkisini koparmamasını sağlayabilirdim.
Günler ve haftalar geçtikçe Aylin'e duyduğum özlem kor olmuş, benliğimi bütün sıcaklığıyla yakmaya başlamıştı. Hayatım boyunca hiç kimseyi böylesine özlememiştim. Bir zamanlar âşık olduğum kızı bile bu kadar özlememiştim. Nasıl bir sevgi taşıyordum ya Rabbi? Aşk diyemiyordum. Onu kıskanmamıştım. Özlemi çıkarırsak kalp ağrısı da yaşamıyordum. Midemin üst tarafından göğsüme doğru kelimelerle anlatamayacağım bir baskı hissediyordum. Stres diye açıklama getirmiştim ama acaba stres miydi? Zamanla hissettiğim duygunun, benim düşünce yoğunluğumla ilgisi olmadığını fark ettim. Benden bağımsızdı. Onu çok yoğun biçimde düşünürken duymuyor, unuttum sandığım anda da geliveriyordu. Onun ağrılarını mı hissediyordum?
Zaman ilerledikçe endişelerim de artıyor, dayanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Acaba şimdi ne haldeydi? Bu soru beynimi kemirip duruyordu. Kendisinden hiçbir haber alamamış olmak beni kahrediyordu. Bana karşı sessiz direnişin anlamı neydi? Benden intikam mı alıyorlardı? İyi de neyin intikamı? Sorular yine kafamı karıştırıyordu. Her gece kendimi sokaklara atıyor, saatlerce yürüyordum. Bazan da kendimle konuşuyor, el kol hareketleri yapıyordum. Deliriyor muydum ne?
Üç hafta olmuş, Dünya'dan hiç ses çıkmamıştı. Ne oluyordu? Sorularına verdiğim cevaplarda en ufak yalan yoktu. Yalan söylememi gerektirecek bir durum da yoktu. O zaman bana niye cevap verilmiyor ya da kafalarına takılan sorular sorulmuyordu? Giderek Dünya'dan umudumu kesiyordum. Son bir ileti daha yazmaya karar verdim:
Sayın Dünya Bey,
Bu size son mesajım olacaktır. Bundan sonra kitap reklâmlarının dışında adımı duymayacaksınız. Güldeste'den fiilen ayrılmış durumdayım.
"Ali abi" olmayı ben istemedim. Bana bunu gençler yakıştırdılar. Sonra da sırlarını paylaştılar. Bu sırlar, zaman içinde bana ağır gelmiş ve üye olduğum diğer gruplardan tek tek ayrılmaya başlamıştım. Bütün gençleri kardeşim gözüyle görüyordum. Siz de bunlardan biriydiniz. Artık "Ali abi"likten istifa ettim.
Karakter tahlilimi zaten yapmışsınızdır. Bunun için kendimi anlatacak değilim. Yalnız ben mühendisim. Ayrıntılar benim işimdir. Pek çok kişinin farkında bile olmadıkları ayrıntılar, benim gözümden kaçmaz. Geçtiğimiz üç hafta içersinde bir ayrıntı ve benimle irtibatı kesmiş olmanız, sizin Cemal beyle bağlantınız olduğunu göstermiştir.
Başımıza bir iş gelmiştir. İstenmemiş, planlanmamış; ama gelmiştir. Belki de kader ağlarını böyle örmek istemiştir. Daha önce birbirlerinin varlığından bile haberi olmayan iki insanın yolları, 15 - 20 gün arayla Güldeste'ye düşmüştür. Aynı grupta buluşmuşlardır. Başlangıçta sıradan bir selamlaşma olarak başlayan bir ilişki, taraflardan birinin hastalığı sebebiyle telefonlaşmaya kaymıştır. Toplam 3 - 4 ay gibi kısa bir süre içersinde kendilerini, farkında bile olmadan bir duygu selinin ortasında bulmuşlardır. Adı şudur veya budur, ne önemi var? Bütün bunların kaderden başka nasıl bir izahı olabilir ki...
Telefonlaşmanın sürdüğü 2,5 ay içersinde Aylin'in tedavisinden başka bir şey düşünmemişimdir. Bugün bile onun sağlığının endişesi o kadar ağır basmaktadır ki hâlâ duygularımın tahlilini tam olarak yapamamaktayım. Onun sisteme yüklenen son iki şiiri, onun yaşama arzusunu kaybettiğini ve umutsuzluğa düştüğünü göstermektedir. Özellikle birinci şiirinin yeni olduğunu, bizzat Aylin'in kendi ağzından bilmekteyim. Onu yeniden motive edebilirim. Benim için bunun bedeli çok ağır olacaktır. Cemal bey için de öyle olacağından eminim. Bir hayatın, - yapılabilecekler yapılmadan - ellerimiz arasından kayıp gittiğini görmektense, bu bedeli - her ne olursa - ödemeye hazırım. Bunun için, Aylin'e hakkımda ne söylendiyse bunun bir yanlış anlamadan ibaret olduğu anlatılmalı ve yeniden görüşmemize izin verilmelidir.
O iyileştikten sonra şahsıma "GİT" denirse arkama bakmadan dönüp gideceğime söz veriyorum.
Ali
Sözünü ettiğim ayrıntı, birinci şiirin altına eklenen tarihti. Aylin'in hiçbir şiirinde tarih yokken buna benim yorumumdan sonra bir yıl önceki tarih atılmıştı. Ödemeyi göze aldığım ağır bedel ise Aylin'e duyduğum sevginin aşka dönüşecek olmasına rağmen çekip gidebilmeyi göze almaktı. Çünkü ilişkimizin seyredebileceği başka alan kalmamıştı. Cemal ise kendisine hakaret ettiği adama muhtaç olduğunu kabullenmek zorunda kalacaktı. Çevrenin dedikodularına kulak tıkamak kolay olmayacaktı. Şartlar herkes için çok ağırdı.
Yine suskunluk, yine sessizlik. Şahsıma gösterilen uygulamayı, artık düşmanlık olarak algılamaya başlamıştım. Tamamen iyi niyetle yaptığım şeylere karşılık gördüğüm düşmanlık beni şaşırtıyordu. Bunları hak etmediğim inancındaydım. Yaptığım ya da yaptığımı sandığım iyilik, kin olmuş üzerime yağıyordu. Tam bir ağabey gibi davranmıştım. Hatta öz ağabeyinden bile fazla. Problem neydi? Aylin aşkını gizleyememiş, ailesine belli mi etmişti? Aile hatayı bende bulmuş da öfke oklarını onun için mi üzerime yöneltmişti? Bir tarafta kendisinden 20 yaş büyük ve evli bir adam, diğer tarafta yaşıtı genç. Yaşlı adamın desteğine rağmen genç, bir adım ileri gidememişse sorgulanması gereken yaşlı adam değil genç adam olmalıydı.
Cemal'in ileti kutusuna yeniden girdim. Özer, "Aybike teyzeme, Taha dayıma ve Dünya ağabeyime selamlarımı söyle" diyordu. Cemal'in, Aybike'nin ve Taha'nın Amerika'da olduklarını biliyordum. Demek ki Dünya da Amerika'da imişti. Herhalde Aylin'in aşk hastalığını tedavi etmeye gitmişti.
Eski tarihli bir iletide de Taha'nın sekiz yıldır beyin kanseri tedavisinde yeni bir yöntem üzerinde çalıştığını, bu yeni yöntemin Aylin'e uygulanacağını öğrenmiştim. Beyin kanseri uzmanı olarak moral faktörünün ne kadar önemli olduğunu biliyor olmalıydı. Yine beni Aylin'den koparmanın onu nasıl psikolojik çöküntüye sokacağını, böyle bir çöküntünün de onun ölümüyle sonuçlanabileceğini de biliyor olmalıydı. Aylin'in ölme riskini niçin göze almıştı. Hem Özer'in, hem de Taha'nın aynı anda beni Cemal'e şikâyet etmiş olmaları da bana biraz fazla tesadüf gibi geliyordu. Bütün konuşmalarımı ve iletilerimi defalarca gözden geçirmiştim. Aleyhimde kullanılabilecek tek konuşmamız 21 Ağustos tarihli konuşmamız, iletilerim de bu konuşmadan öncekiler olabilirdi. Şikâyet etmek için neden bir hafta beklenmişti? İletilerin yorumlarını da Dünya yapmış olmalıydı. Peki neden amacından farklı yorumlamıştı? Birden kafamda bir ışık çaktı. 25 Ağustos'ta yapılan kemoterapi sonuçları mükemmele yakın sonuç vermiş olmalıydı. Taha ve Dünya ikilisi, Aylin'i iyileştirebilecekleri umuduna kapılmış olmalıydılar. Benim yaptığımı Dünya yapabilir, tıbbi tedaviyi de Taha götürebilirdi. O zaman tedavisi olmayan bir hastalığı iyileştirmiş olacaklar ve hem tıp tarihine geçecekler, hem de dünya çapında bir kariyere ulaşacaklardı. Bu muhteşem başarıyı benimle paylaşmak istememiş ve benim işimin sona erdiğini düşünmüş olmalıydılar. Ellerinde Özer gibi bir koz da vardı. Dünya'nın da Amerika'da olduğu ihtimali, tahminlerimi güçlendiriyordu.
Ne aileydi ama!? Beyin kanseri uzmanı dayı, doçent psikiyatr halaoğlu? Dünya'nın 62. sorusunda "onu paylaşmak isteyenler kimlerdir" ifadesinde art niyetlerinin anlaşılmış olduğu endişesi mi yatıyordu? Eğer Aylin iyileşemez de ölürse bu planlı bir cinayet olacaktı. Taha, Dünya ve Özer üçlüsü, beni silah olarak Cemal'in eline tutuşturmuşlar ve Cemal de düşünmeden tetiği çekmişti. Bambaşka duygularla yazdığım Karşılıksız Sevda şiiri, özellikle de ilk kıtası, sanki Aylin'in durumuyla bire bir örtüşmüş konuma gelmişti.
Duydum ki: Çepeçevre sarmışlar etrafını,
Yalancı sevdalılar türemiş yollarında.
Karşılık beklemeden aldım senin safını,
Göğsümde açan güller karardı kollarında.
Cemal'in sayfasında bir başka iletide Aylin'in sağlık durumu soruluyor, o da "her şey yolunda gidiyor" diye cevap veriyordu. Nedense inanamıyordum. Aylin'in son şiiri ile zıtlık oluşturuyordu. Kendisini öldü gözüyle gören bir insan, iyileşiyor olabilir miydi? İnanabilsem belki ben de rahatlayabilecektim. Aylin'in üçüncü şiirini beklemeye karar verdim. Kaydedilecek üçüncü şiirin anlatımına göre ne yapacağıma karar verecektim.
Aylin hakkında hiç bilgi alamıyordum. Aldıklarımda inandırıcı gelmiyordu. Özer ile ayrıldıklarını biliyordum. Benim hakkımdaki iftiralarından dolayı görüşmediklerini sanıyordum. Acaba barışmışlar mıydı? Bu sorumun cevabını en iyi Özer'in şiirlerinde bulabilecektim. Onun şiir sayfasına girdim. Son şiirleri hüzünlüydü. Anlaşılan hâlâ görüşmüyorlardı. Şiirleri kayıt tarihine göre sıraladım ve 25 Ağustos'tan sonra eklenmiş şiirleri tek tek okumaya başladım. 28 Ağustos'taki şiirinde yaşlılığını vurguladığı bir adama öfke vardı. Bu adam ben miydim? Aralarında 25 - 28 Ağustos tarihleri arasında bir şey mi geçmişti? Kırlangıç şiirine puan vermemesi ile ilgisi var mıydı? Cemal'e hakkımda yazmış olduğu ileti de aynı tarihler arasında yazılmış olmalıydı. Cemal'in cevabından böyle bir sonuç çıkarıyordum.
23 Eylül'de Özer'in şiirlerine Aylin adına yorumlar yazılmıştı. Yorumları yazanın Aylin olamayacağı açıktı. Öyleyse yazan Cemal'di. Ya bana inanılmamıştı ya da her ne olursa olsun Özer tercih edilmişti. Onu Aylin'e karşı sıcak tutmaya çalışılıyor olunabilinirdi. Aylin'i tanıdığım kadarıyla Özer asla affedilmeyecekti. Peki Özer'den ne isteniyordu?
Beklediğim üçüncü şiir 14 Ekim'de geldi. Bu şiir, şairin sevdiği halde sevildiğinden emin olamadığını anlatıyor ve ölmeye karar vermekle bitiyordu. Şair sevdiğini tarif ediyor, onu kendisini düşünmemekle suçluyordu. Tarife uyan benden başka kimse yoktu. Şiir açıkça bana yazılmıştı. Hiç şüphem yoktu. Uzun yürüyüşlerim sırasında aklımdan hiç çıkmayan iki mısraın devamı geliyor gibiydi.
Her Gece
Her gece,
Her gece kilometreler eriyor ayaklarımda.
Her gece,
Her gece bir hayal taşıyorum gözlerimde.
Ben, her gece kaldırımların tutsağıyım.
Yürüyorum...
Sana ulaşmak ümidiyle,
Her gece bir hayal taşıyorum gözlerimde.
Sessiz haykırışlarım inletiyorken yüreğimi,
Ben,
Sevmenin bedelini ödüyorum,
Sevmenin bedelini....
Attığım her adımla
Bir direniş bekliyorum senden.
Bir ışık,
Bir umut istiyorum Tanrı'mdan:
Yeter ki,
Sen kalbinin bekçisi ol,
Ben gönlünün haziresi olurum.
|
Geri | İleri |
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35