|
Ana Sayfa |
Sözlerini hiç hatırlayamadığım iletiler birbirini kovaladı. Bir ara o kadar duygu yüklendik ki "nereye gidiyoruz" sorusunu kendime sordum. Aynı şeyi o da düşünmüş olmalı ki sonraki iletisinde "Ali ağabeycim" hitabı yer aldı. Ben de "sevgili küçük kız kardeşim" hitabıyla devam ettim. Böylece durumu düzelttik sanıyordum. Aylar sonraki olaylar gösterecekti ki o anda kibrit çakılmış ve bacadan duman tütmeye başlamışmış.
Büyükadam rumuzlu, elli iki yaşlarında yeni bir üyemiz daha olmuştu. İlmek ve diğer bazı üyelerin ona çok değer verdiklerini hissetmiştim. Zaten bana herkes birbirini tanıyor, içlerinde tek yabancı benmişim gibi geliyordu. Büyükadam'ın abartılı yazıları, bu kadar değer verilecek şahsiyet olmadığını gösteriyordu. Bende bir insan bazı şeyleri çok abartıyorsa onun o konuda samimi olmadığı intibaı vardı. Neden değerli olduğuna anlam veremiyordum. Kısa süre sonra da gruptan ayrıldı. Özellikle İlmek onun ayrılışına çok üzülmüştü. Gerekçesi ise iletilerine karşılık verilmeyişi imişmiş. Bir yazıyla sadece geceleri girebildiğimi, bütün iletileri değerlendiremediğimi, bu yüzden grup üyelerinden özür dilediğimi belirttim. İlmek, özelime yazdığı iletiyle benim yazımın tam zamanında geldiğini, Büyükadam'ın da bu yüzden gruptan ayrıldığını, buna çok üzüldüğünü yazdı. Büyükadam ise kendisine yalvarttıktan sonra gruba yeniden dönmüştü.
Mayıs ayı içersinde İlmek, değişik zamanlarda Aylin imzasıyla üç şiir yayınladı. İlk iki şiiri alıntı sanmıştım. Üçüncüsünde Aylin ile İlmek'in aynı kişi olduğunu fark ettim. Şiirlerin her üçünü de çok beğenmiştim. "Bir şiir tesadüftü, hadi ikincisi de tesadüf olsun. Üçüncüsü tesadüf olamaz. Karşımızda birinci sınıf bir şair var" yorumumu yaptım. Başka şiirleri de var mı diye şairler kısmında arama yaptım fakat bulamadım. O yetkili şair değilmişti. Kendisine yaptığım övgüyü okuyan Aylin, özelime teşekkür iletisi yolladı. Diğer şiirlerini de aradığımı, bulamadığımı, yayınladığı şiirleri kendi sayfamda saklayacağımı bildirdim. Mayıs ayı sonunda o da yetkili şair olacaktı.
Haziran başlarında artık adının Aylin olduğunu öğrendiğim İlmek'ten bir ileti daha aldım. Sonra da karşılıklı iletiler birbirini takip etti. Bir ara kitap bastırıp bastırmayacağımı sordu. Kitap bastırma düşüncem on yıldır vardı ama bastırabilecek param hiç olmamıştı. Güldeste'ye girdikten sonra da düşüncem yoğunluk kazanmıştı. Kitap kapağı hakkında bile çeşitli tasarılar üretiyordum. Şiirler tamam da kapak bulamadım cevabını verdim ve resim çizebilip çizemediğini sordum. Resim yapamazmış ama ressam arkadaşları varmış. Kafamdaki fikrimi açıkladım. Arkadaşlarıyla görüşecek ve bana bir iki güne kadar cevap verecekmiş. Bir iki gün sonra ise gruba bir iş için sekiz günlüğüne yurt dışına çıkacağını iletti. Nerede çalıştığını bilmediğimden yurt dışına gidişine anlam veremediysem de üzerinde durmadım.
Haziran ayının üçte biri geride kalmıştı ki Büyükadam'dan kitabımın acelesi olup olmadığını soran ileti aldım. Durup dururken bu sorunun gereği neydi? Benim kitabımı nereden biliyordu? Her ne kadar kitap kararım vardıysa da yakın zamanda yayınlatabileceğimi sanmıyordum. "On yıl bekledi, on ay daha bekler" şeklinde cevapladım. Büyükadam'ın iletilerinde Aylin'in yurt dışına neden çıktığını bildiğinin imaları vardı ama ben yine de bir bağlantı kuramamıştım.
13 Haziran'da Özer adlı genç şairden de aşağıdaki iletiyi aldım:
Kimden: Özer(Bay, 26)
Kime: Ali (Bay, 46)
Tarih: 13.6...20... 16:..
Konu: KİTAP İÇİN BİR FİKİR....
Ali abi merhaba.
Sevgili İlmek ile dün akşam görüşmemizde aklına gelen güzel bir fikirden bahsetti bana. Aslında bir kaç fikir var ama ikimizin de hoşuna giden ortak bir tasarım, belki senin de ilgini çekebilir diye düşündük... :)
Kitabın kapağı için İlmek bir düşünce geliştirmiş. Aslını istersen ben de tuttum.. :)
Kapak siyah olacak. Simsiyah... Ve üst köşede parlayan bir tek yıldız olacak. Hani geceleri en parlak olan yıldız vardır ya, o işte. :) (o Çobanyıldızı mı Ali abi?) Alt köşede de kitabın adı ve altında senin adın olacak. Ama bu yazılar da matbaa harfleriyle değil, el yazısı karakterleriyle ve biraz dağınık gibi olacak. Bence yalnızlık bundan güzel ifade edilemezdi.. :) Benim çok hoşuma gitti. Sana öneriyi iletmemi rica etti benden. Ne dersin abi?
Sonsuz saygı ve selamlarımla...
Kardeşin Özer...
Bu fikir benim de çok hoşuma gitmişti. Beğendiğimi, yalnız Çobanyıldızı'nın gece değil sabaha karşı doğduğunu anlattım.
22:00'den sonra girdiğim sitede bana gelen iletileri eskiden yeniye doğru okuyordum. İletilerin bir kısmı özel iken, bir kısmı da gruplar üzerinden gelenlerdi. 14 Haziran akşamı da en eski iletiye gitmiştim. Biri dikkatimi çektiğinden en eskiyi değil de ilk önce onu okumak istedim. Bu, ilk defa karşılaştığım Aybike rumuzlu üyenin "ilmekin gidiş nedeni..." başlıklı iletisiydi.
Kimden: aybike
Kime: Ali (Bay, 46)
Tarih: 14.6.20.. 07:..
Konu: [Sevgi İbadeti Yapanlar] İlmek'in gidiş nedeni...
Ana sayfadaki küçük kızın teyzesiyim.
Son iki aydır en mutlu olduğu yere, sevgi ibadeti yapanlara, onun arzusunu yerine getirmek için geldim. Bu grubu kurmayı düşündüğü günkü heyecanı, sevinci; bilgisayar bilmediği için abisine ricaları gözümün önünden gitmiyor...
Dostluk, dürüstlük, güzel ahlak ve içtenlik... En önem verdiği değerlerdi, herkes gibi, hepimiz gibi... Bu yolda ve hiç sapmadan yürüdü...
İnsanı sevdi; hiç ayırt etmeden, karşılık beklemeden... En sıkıntılı olduğunda bile o güzel yüzü hiç asılmadı, o güzel tebessümü eksik olmadı... Kocaman ela gözleri ve kocaman yüreği ile baktı hayata, ışıl ışıl... Her şey ve herkes çok iyiydi ona göre... Ve en kötü niyetli insan bile kötülük yapmaya kıyamadı... Kıyamazdı...
Şimdi canından çok sevdiği yurdundan, dostlarından uzakta... İlk kez, hep son sıraya koyduğu kendini düşünmek zorunda... Ve şimdi bir vicdansız hastalığı yenmek zorunda...
Bizim saatimizle 06:00 gibi durumunun kötüye gittiğini söylediler...
Her şey dondu gözümde... Görebildiğim sadece, gülümseyen bir yüz, bir çift parlayan ela göz ve buğulu bir ses...
Çiçeğim, kelebeğim, meleğim hayatında bir tek kez olsun bir şey iste; iste, ömrümü vereyim...
Dualarımız kabul olsun ve akşam söylediği gibi size kendisi sarılsın...
Aybike
Adeta şok olmuştum. Kendisi hakkında bir şey bilmiyorsam da grupta yazılan her yazıya cevap vermesi ve her şiire yorum getirmesiyle takdirimi kazanmış, yazışmalarla da aramızda bir samimiyet doğmuştu. Her tarafım tir tir titriyordu. "Yoksa öldü mü" telaşına kapıldım. Her ölüm, özellikle de gençlerin ölümü beni sarsıyordu. Bu yüzden televizyon haberlerini yıllardır izlemiyordum. 25 yaşındaki tanıdığım birinin ölmüş olma ihtimali beni çok sarsmıştı. Konuyla ilgili bütün iletileri acele ile taradım ve öldüğüne dair hiçbir söze rastlamadım. Rahatlamıştım. Yalnız grup üzerinde büyük bir karamsarlık hâkimdi.
Çocukluğumdan beri "zor" kelimesini kabullenememiştim. Bana göre, "zor" diye bir kavram yoktu. Olgunlaşma dönemimde de "imkânsız" diye bir şeyin olmadığını kavramıştım. Ben, "zor" ve "imkânsız" kavramlarını tanımıyordum. Resim yapamıyor olmam, resim çizmenin zor olduğu sonucunu çıkarmazdı.
Daha önce hazırlamakta olduğum ancak henüz bitiremediğim yazının başlangıç kısmını yayınlamaya karar verdim.
Kimden: Ali (Bay, 46)
Kime: Grup: Sevgi İbadeti Yapanlar
Tarih: 14.6.20.. 22:..
Konu: bırakıp gidemezsin...
Benim küçük kız kardeşim bir yere gitmeyecek.
Henüz tamamlamaya fırsatım olmadığı yazımın başlangıcı şöyle:
'İslam inancına göre: Allah (C.C.) sonsuz irade sahibidir. Muhtemelen başka dinlere göre de böyledir. Yine İslam inancına göre: Kâinat Cenab-ı Allah'ın (C.C.) 'ol! ' iradesi ile yedi evrede kurulmuştur (Yaratılmıştır). Yine 'ol! ' iradesi ile Adem ile Havva yaratılmıştır. Yeni yaratılanlara Allah (C.C.) Sonsuz iradesinin cüz'i bir kısmını bahşetmiştir.
Matematiğe göre: Sonsuzun bir sayıya bölümü, yine sonsuzdur. Sonsuzun sonsuza bölümü belirsizdir. O halde insan iradesi belirsiz bir noktadan sonsuza kadar uzanan bir yelpaze içinde olmalıdır. Muhakkak ki cüz'i irade içersinde cüz'i bir 'ol! ' iradesi de olmalıdır. Bu cüz'i 'ol! ' iradesi belki bir şeyi yoktan var etme kudretine sahip değildir. Yalnız çok şeyi yapabileceği de muhakkaktır.'
Bütün Sevgi İbadeti Yapanlar üyeleri, yürekten, ta içten inanarak isterlerse, sevgili kız kardeşimiz Aylin muhakkak aramıza dönecektir. Lütfen "ol! ' irademizi kullanarak İlmek'imizi çağıralım.
Ben geri geleceğine İNANIYORUM! Siz de İNANIN!
Bu yazıdan sonra grup üzerindeki karamsarlık havası dağılmaya, yerine umut iletileri gelmeye başlamıştı. Kimde en küçük bir karamsarlık görsem hemen müdahale ediyor ve karamsarları umutlu olmaya ikna ediyordum. Uykusuz bir geceden sonra aşağıdaki şiiri kaleme aldım. Kendisini yakından tanımadığım için biraz da zorladığım şiiri grupta yayınladım:
Biri Var Aylin Sanver
Biri var: Aylin Sanver, diğer adıyla İlmek,
O küçücük ilmektir her türlü derde deva.
Ağrılara bire bir, gönül yarasına tek,
Kâinat ufak kalır, dünya havayla cıva.
Birinci sınıf şair... Birinci sınıf şiir...
Vursun al gülleriyle, gönül mülkü düzelir.
O kadar aydınlık ki yüzü, mehtap vız gelir,
Temiz yüreği ova, gülücüğü bedava.
Ben sevdim onu, sevdim... Gidemez hiç bir yere!
Ali abicim deyip sarılmadan bir kere.
Yenecek hastalığı, yok bundan başka çare!
"İşte biz buyuz!.." diye atacağız hep hava.
O gece Özer'den bir ileti daha aldım. Bana körsesci (telefon) numarasını ve sayılama (e-mail, elektronik posta) adresini veriyordu. Vakit geç olduğu için ertesi gün ararım diye not ettim. Öğleye doğru aklıma gelerek körsesledim (telefonla aradım). Önce hal hatır sorduk. Sonra konu Aylin'e geldi. Aylin beni çok seviyormuş, kendisini arıyor muymuşum? Aramıyordum. Numarası bende yoktu ki. Numarasını körsesci iletisiyle gönderecekmiş. Ben de saat kaç gibi uygun olduğunu bilirsem ona göre arayacaktım. Amerika ile aramızda yedi saat fark varmış, ona göre arayabilirmişim. Numarayı da kendisinden aldığımı söylememi tembih ettikten sonra ayrıldık.
Hastalığı öğrenildikten sonra gruptaki herkes onun numarasını isterken ben sessiz kalmıştım. Çok duygulu bir insandım. Babamın öleceği anlaşıldığı halde bile onu hastanede ziyaret edememiştim. Baygınlık geçireceğimden ve onun moralini iyice bozacağımdan korkmuştum. Numarasını istemememin nedeni buydu. Şimdi Aylin ile görüşmeye zorlanıyordum.
Şimdiye kadar yurt dışından kimseyle görüşmemiştim. Körsescim uluslar arası dolaşıma açık değildi. Yurt dışındaki bir körsesciyi arayabilmem için bunun gerekli olduğunu sanıyordum. Derhal uluslar arası dolaşıma açtırdım.
Öğleden sonra arayacağım saati beklerken "ben bu kızla ne konuşacağım" diye düşünüyor ve aklıma da hiçbir şey gelmiyordu.
15:00 sularında aradım. Normalde üç kez çaldırmalıydım. Kişiliğim böyle gerektiriyordu. Hastalığını göz önüne alarak bir defa fazladan çaldırdım ve kapattım. "Sevgili Aylin, az önce aradım, belki uyuyorsundur diye çok çaldırmadım. Bir saat sonra arayacağım. Ali" Şeklinde bir ileti gönderdim. Bir saat sonra aradığımda yine açılmadı. Bu sefer :"Karamsarlığın umuda, öfkenin barışa, ağıtların türkülere, gözyaşlarının gülücüklere dönüştüğü nice yeni günlere" diye ikinci bir ileti yollayarak yine kimliğimi belirttim. Bir saat sonra üçüncü kez aradığımda körsesci açıldı.
- Alo.
- Alo. Ben A...
- Ah Ali abicim! Bana neler yaptılar böyle! Beni çirkinleştirdiler...
- Sende öyle bir güzellik var ki ona bir şey yapamazlar.
- Eveeet! Kalbime dokunamadılar.
- Ona kimsenin dokunmaya gücü yetmez.
|
Geri | İleri |
1
3 4
5 6
7 8
9 10
11 12
13 14
15 16
17 18
19 20
21 22
23 24
25 26
27 28
29 30
31 32
33 34
35