Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

"ben seni her gün arayacağım, dört defa çaldıracağım, uyuyorsan, bir saat sonra yeniden arayacağım" diye söz vermişti bile /(DETAY-e)/.

Soru 5) DETAY-e)
BURADA SÖZ VERMEDE EN ÖNEMLİ ETKEN NEYDİ?
BUNA DETAYLARI VE YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 5)DETAY e

Gördüğüm samimiyet, benimle dertleşmesi, yabancı bir ülkede olması ve dost sesine muhtaç olması, benim de içinde bulunduğum hüzün havası söz vermemde etken olmuştur. Karşımdakini bir bayan olarak hiç düşünmedim. Sanki bana ihtiyacı var gibi hissettim. Bu durumda arkamı dönüp gidemezdim.

Kemal sözüne sadık biriydi. Kendi isteği dışında büyük bir engel çıkmazsa, sözünü mutlaka tutardı. Tutmasına tutardı ya, telefon faturası da düşündürmüyor değildi /(DETAY-f) /.

Soru 6) DETAY-f
MADDİ OLARAK BÜYÜK BİR KÜLFET GETİRECEĞİ KUŞKUSUZ.
BUNA RAĞMEN NEDEN HER GÜN ARAMA SÖZÜ VERDİĞİNİZLE İLGİLİ DETAYLARI VE YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 6) DETAY f

Maddi durumlar gelip geçici şeylerdir. Nasıl olsa düzeltilir. Karşımda öleceksin diye tedavi edilmeyen biri vardı. Ben de buna inanmıyordum. Onun yorgun, bitkin hali bana çok dokunmuştu. Ben bu sözü düşünmeden vermiştim. O 7 – 8 dakikalık konuşma sonunda, kendimi böyle bir söz vermeye mecbur hissettim. Başka türlüsü elimden gelmezdi. Şu anda bile maddi yardımda bulunduğum insanlar vardır. Maddiyatı düşünen biri değilim.

Çünkü onun, 1080 lira olan devlet memuru maaşından başka geliri olmadığı gibi, ödemekte olduğu taksitleri ve kredi borcu da vardı.

Ertesi gün ve daha ertesi gün ve daha sonraki günlerde, Kemal bir saat arayla çaldırıyor, bir defa görüştükten sonra da bir daha aramıyordu. Bu hastalığın tedavisi yok, öleceksin diyen doktorlar tedaviyi de başlatmıyorlardı.

Cankız, buna rağmen, aldığı telkinlerle / (DETAY-g)/

Soru 7) DETAY-g
BU TELKİNLER NELER?
KİM/KİMLER TARAFINDAN YAPILIYOR?
KIZ BAŞKA KİMLERLE KONUŞUYOR?
BUNA DETAYLARI VE YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 7) DETAY g

Sürekli olarak, onun kesinlikle iyileşeceğine olan inancımı söylüyordum. Onun belkilerini asla kabul etmiyor, ısrarla kesin konuşmasını istiyordum. Kendisi de hem çok güçlüydü, hem de benim her sözümü dinliyordu. Büyükadam ve Özer'le konuştuğunu biliyordum. Daha pek çok kişiyle de konuştuğunu tahmin ediyordum. Kiminle ne konuştuğunu bilmiyorum. Biz konuşurken üçüncü şahıs yoktu. Hatta ikinci şahıs bile yoktu. Sadece Aylin vardı. Aylin de yoktu, sadece onun ruhu vardı. Her ne şart altında olursa olsun, onun iyileşeceğine inanması ve bunu istemesi gerekiyordu. Bana inanıyor olması da bana güç veriyor ve sürekli iyileşmeyi arzulamasını sağlamaya çalışıyordum. Grupta olan güzel şeyleri kendisine derhal aktarıyor, kötü şeylerden hiç bahsetmiyordum. Kendisini ne kadar sevdiğimizi söylüyordum. O da "benim derhal iyileşmem lazım" diyordu. Onu heveslendiriyordum. Telefonu kapattıktan sonra da, "acaba doğru mu yapıyorum?" diye kendimi sorguluyordum. Çünkü hastalığı hakkında bilgim yoktu. İyileştiği zaman, bir sakatlık olup olmayacağını bilmiyordum. Sonradan araştırdım. Türkiye'de iken, evindeki ilk konuşmamızda, çok duygusal bir durumdaydı. Çocuğunun olmayacağı fikri onda derin bir yara olarak duruyordu. Bu konu hakkında hiç konuşmamamıza rağmen ben bunu hissediyordum. Tam bu konulara gireceği sırada onu ilk defa olarak susturdum. Sonradan utanacağı şeyler söylemesini istemiyordum. O söylemeden ben bunların 4. 5. adımlar olduğunu, önlerinde daha yirmi yıldan fazla zaman olduğunu, tıbbın hızlı ilerlediğini, üstelik de bunun kesinleşmediğini söyledim. Özer'e de birkaç gün aramamasını söyledim. Onların böyle bir ortamda birbirlerini üzmelerinden korkuyordum. Aylin'e de, aramasını benim yasakladığımı, niye aramıyor diye düşünmemesini söyledim.

iyiye doğru gitmeye başlamıştı. Bu durumu fark eden doktorlar, tedaviyi deneme kararı alırlar ve tedaviye başlarlar. Uygulanan tedavi, kısa sürede meyvesini vermeye başlar ve önce kanserin seyri yavaşlar, sonra durur ve nihayet gerilemeye başlar. Cankız artık iyileşiyordur.

Bu arada Ömer, Kemal'le MSN' deki ilk konuşmalarında, Cankız'la aralarında duygusal bir bağ olduğunu, bunu kimsenin bilmediğini ve evlenmeyi düşündüklerini anlatır. Kemal, buna çok sevinir ve " nikah şahidiniz ben olurum" der.Bundan sonra Ömer ile aralarında bir samimiyet gelişir/(DETAY-h)/.

Soru 8) DETAY-h)
İLK DUYDUĞUNUZDA TEPKİNİZ NE OLDU?
NE HİSSETTİNİZ?
BU SAMİMİYETİ KURMAYA ÇALIŞAN TARAF KİMDİ?
KIZLA BU KONUDA KONUŞTUNUZ MU? NEDEN?
BUNA DETAYLARI VE YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 8) DETAY h

Özer bana bir sır vereceğinden söz etti. Öğrenmek isteyip istemediğimi sordu. Ben de, kimseden sır talep etmem, veren verir, vermeyen vermez dedim. Bunun üzerine Aylin'le iki kişilik grupları olduğunu, bu grubun listede gözükmediğini, sadece iki üyesi olduğunu, ikisinin de yönetici olduğunu, başka üye kabul edilmediğini ve bu grubun şifreli olduğunu anlattı. Ben de kalp gönderdim. O da zarf içinde kalp ile cevapladı. Sonra evlenmek istediklerini söyledi. Ararım sözü verdiğim zaman, bu işin nereye gidebileceğini de düşünmüştüm. Aylin'in bana âşık olabileceği ihtimali beni ürkütmüş, sonra da "aşk öldürmez" kararını vermiştim. Şimdi bir emniyet supabı ortaya çıkmıştı. Sevindim. "Kimseye söz vermeyin, nikâh şahidiniz ben olacağım." dedim. Sonradan ben de bir grup kurdum ama nedense şifre atamadım. Şimdi bu şifre kelimesi kafamda soru işaretidir. Acaba ilk yalanı mıydı? Kızla bu konuyu hiç konuşmadık. Keşke sorsaymışım. Bunun bir hata olduğunu sanıyorum. Kızın da hiç bahsetmemesi beni şüpheye düşürdü. Özer utandığı için konuşmadığını söyledi. Gerçekten de utanıyordu. İlerleyen zamanda ben bahsedince, utandığını söyledi. Galiba mevcut durum benim de işime geldi. Belki ondan konuşma gereği duymamışımdır. Samimiyeti kurmaya çalışan Özer'di. Beni her açık gördüğünde zil çaldırıyordu.

Cankız yurt dışındaki tedavisini tamamlamış, geriye kalan tedavinin de yurdunda yapılmasına karar verilmiştir. Ülkesine gönderilir. Türkiye'deki ilk kemoterapisine kadar hastanede tutulur. Bu arada beklenmedik bir şey olur. Cankız'la diyalog halinde olan bir başka isim, Süpermen'in ona sarf ettiği bir söz, Cankız'ı derinden yaralar. Zaten bu kişi hep sitemlerle doludur ve Cankız'ın moralini zayıflatmaktadır. Kemoterapiden bir gün önce, sabah saatlerinde, Cankız, Kemal'i arar. Sabahları Kemal için yoğun geçmektedir. O yüzden ayrıntılı konuşamaz ama, Cankız'ın bir şey söylemek isteyip de söyleyemez hali vardır. "Bir şey mi söyleyeceksin? " diye sorar Kemal. "Yok, öylesine aramıştım" cevabı alır. Bu durum Kemal'in kafasına takılır /(DETAY-i)/

Soru 9) DETAY-i
SÖZ KONUSU KİŞİNİN KIZLA DAHA ÖNCEKİ DİALOGLARINDA; SON OLAYDAKİNE EŞ RAHATSIZLIK VERİCİ BİR OLAY YAŞANMIŞ MI?
BU KİŞİNİN YAŞANAN TATSIZ OLAYDAN ÖNCE, KIZLA OLAN DİALOĞUNA BAKIŞINIZ VE DUYGULARINIZ TAM ANLAMIYLA NEDİR?
KIZIN SİZİ ARAMASI SİZ DE DAHA FARKLI BİR DUYGU YA DA DÜŞÜNCEYE YOL AÇTI MI? YARDIM İSTEĞİ DIŞINDA.
BUNA YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 9) DETAY i

Başkalarıyla konuşmalarına hiç girmedik. Bu beni ilk arayışı değildi. Akşamdan, sabah arayacağını söylemişti. Sabah araması ilk defadır. Bana bir şey mi söyleyecektin diye sormam üzerine, yok sadece günaydın demek için aradım demişti. Normalde günde iki defa konuşmam. O da arasa, ben de arasam, günde bir defa konuşuyorduk. Kendisinin söylediğine göre, en az benimle konuşuyormuş. Kendisine çok yakın görüyormuş. Teyzesine bile söyleyemediklerini bana rahatlıkla söyleyebiliyormuş. Olağanüstü bir şey sezdiğim için akşam eve gelince bir daha aradım. Önce anlatmak istemedi. Sonra Büyükadam'ın kendisine sürekli sitem ettiğini, onun moral vereceği yerde, kendisinin moral verdiğini anlattıktan sonra, bir eve davet olduğunu, kendisinin gelirim demediğini, ısrar karşısında abim getirirse dediğini anlattı. Sonra da "sen bize gelme, yanlış anlarlar" dediğini söyledi. Kendisini ne sanıyor bu adam dedi. Bu söz beni çok yaraladı dedi. İlk önce ne diyeceğimi bilemedim. Hayatta iyi piyangolar olduğu gibi, kötü piyangoların da olduğunu, bunun da bunlardan biri olduğunu söyledim. Giderek konuyu değiştirerek güzel şeylerden bahsetmeye başladık. Onun da morali yerine geldi ve neşeli bir şekilde telefonları kapattık. Bu kadar uzun süre konuştuğumuz ilk konuşmaydı sanırım. Bu adamda sahte bir hava seziyordum. Ama müdahale etmemiştim. Birinin beğendiği kişiyi, ona kötülemek daima ters teper. Onun için sustum. Onun beni aramasını normal karşılıyordum. Hatta bir sıkıntısı olduğu zaman, saat kaç olursa olsun beni arayabileceğini söylemiştim.

ve adeti olmadığı halde, işten çıktıktan sonra Cankız'ı arar/(DETAY-j)/.

Soru 10) DETAY-j
BUNDAN ÖNCE, DAİMA ÇALIŞMA ZAMANLARI İÇİNDE Mİ ARIYORDUNUZ? NEDEN?
EVDEN ARAMAMA NEDENİNİZ VAR MI? NEDİR?
BUNA DETAYLARI VE YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 10) DETAY j

Ev iş ayırımı yapmıyordum. Konuşmalarımızın nerdeyse yarısı evden yapılmıştır. Benim standart bir arama tarzım vardı. Saatte bir ve dört defa çaldırarak. Açamayacağını bildiğim zamanlarda bile böyle yapıyordum. Çünkü bilinç altınca aramaların duyulabileceğini, bunun da kendisine, yalnız olmadığını, unutulmadığını hissettirebileceğini tahmin ediyordum.

Onu konuşmaya zorlayarak, Süpermen'le aralarında geçen konuşmayı öğrenir. Bir saate yakın konuşmadan sonra, Cankız'ın morali düzelmiş ve hatta neşeli bir hal almıştır. Her ihtimale karşı, Kemal, telefonun diğer hatta tutulmasını ister. Bu numarayı Süpermen bilmemektedir. Ertesi gün görüşmek üzere telefonlarını kapatırlar. Ertesi gün, kemoterapi öncesi, Cankız'ın neşesi hâlâ yerindedir.

Cankız, Kemal'in bastırmayı düşündüğü şiir kitabının kapağı için, kendisine fikir danışılmasından çok etkilendiğini bunun da kendisini motive ettiğini anlatır /(DETAY-k)/,

Soru 11) DETAY-k
ONU MOTİVE EDECEK ETKEN SADECE BU MU? MOTİVE EDECEK BAŞKA ETKENLER NELER OLABİLİR?
BUNA DETAYLARI VE YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 11) DETAY k

Bu benim için önemsiz bir şeydi. Onun için çok önemliymiş. Daha konuşmaya başlamadan önce bir kere Büyükadam'dan mesaj göndererek, kitabın acelesi olup olmadığını sordurmuştu. O zaman hastalığını bilmiyordum. Ben de on yıl bekledi, on ay daha bekler cevabını vermiştim. Sonra da Özer'den bir kapak modeli göndermişti. Komadayken de zihni bununla meşgulmüş. Türkiye'de ikinci kemoterapiye girmeden önce, yayınevine müracaat ettim, borç para bularak parasını yatırdım. Sonra da kemoterapiye girerken, durumu anlatarak kapak ve yanında bir önsöz hazırlamasını istedim. İlkinde olduğu gibi kendisini moralmen çökertecek bir başka konuyla meşgul olmasını engellemek istedim. Amerika'ya gitmeden kapağı ve önsözü hazırlamış ve elektronik posta olarak Devrim'e göndermiş. Henüz elime geçmedi, geçeceğini de sanmıyorum. 15 gün içinde kitabın ilk çıktısı alınacak. Duruma göre, onun için bu kadar önemli olan kapak ve önsöz, onsuz çıkacak. İnşallah öğrenmez. Kimi neyin motive edeceği, kişinin o anki ruh yapısına bağlıdır. Bunu şu anda tahmin edemem. 22 Ağustos gecesi bana anlattıkları, kalbi durduktan sonra yeniden çalıştırılanların anlattıkları ile büyük benzerlikler gösteriyor. Bu da onun bir ara ölüme çok yaklaştığı izlenimi verdi bana. Yine kafasında kapak kurmuş, bana anlattı.

Kemal de kapak için, onun iyileşmesini bekleyeceğini söyler. Kemoterapi esnasında ne olduğu bilinmez, Cankız dört gün boyunca kendine gelemez. Doktorlar, bunun moral bozukluğundan kaynaklandığını iddia ederler. Moral bozucu tek hadise ise, Süpermen'in konuşmasıdır. Süpermen ise, kendisine konulan tavırdan habersiz, Cankız'ı aramaya devam etmektedir. Telefonun açılmamasını ise Cankız'ın uyuduğuna vermektedir. Aileden hiç ses çıkmaz. Yalnız, Süpermen, artık gruptan atılmıştır.

Back to previous chapter Next chapter
Geri | İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35