Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

Askerliğimi tamamladıktan sonra, tesadüfler sonucunda Isparta'da işe başladım. Kısa süre sonra da, ticari aracımı kardeşime bedelsiz olarak devrettim. Akabinde lise ve üniversite yıllarında bıraktığım şiir yazmaya yeniden başladım. Bir yıl sonra da yeni işe başlayan bir kıza, onun zorlamasıyla âşık oldum. Bu, ailesi babası tarafından terkedilmiş bir kızdı. Bazıları, güya ona iyilik yapmak istediler. Okutacaklardı. Hiçbir yeri kazanamadı. Bu arada, başkaları da ona tuzak hazırlamaya başladılar. Kızı yoldan çıkaracaklar ve istedikleri gibi kullanacaklardı. Onunla başka şeyleri konuşabiliyor fakat aşkı konuşamıyorduk. Buna hamileri yasak koymuşlardı. O da konuşulmasına müsaade etmiyordu. Bunu fark eden bir uyanık ki benim personelimdi, benim adımı kullanarak kızla arkadaşlığı pekiştirmeye çalışıyordu. Başka yardımcıları da vardı. Bunlar ahlaken çok zayıf kişilerdi ve benzer vukuatları vardı. Müdahale ettiğimde kızı kaybedeceğimi biliyordum. Bir hafta sonu randevulaştıklarını haber aldım. Kızın birlikte çalıştığı kadını arayarak olanları anlattım ve kızı uyarmasını istedim. İlgilenmedi. Ertesi gün, kızla havadan sudan bahsettikten sonra, bu kişilerin sandığı kişiler olmadığını söyledim. "Biliyorum" cevabını verdi. Rahatlamıştım. Ayrıldık. Birkaç saat sonra beni telefonla arayarak, ne demek istediğimi sordu. Hemen yanına koştum. O sırada yardımcılardan biri yanından çıkıyordu. Ne dediysem de beni dinlemedi ve "bu iş artık burada bitsin" cümlesini kullandı. İstifa edip ayrıldım. Bir daha da görüşmedik.

Yaklaşık bir buçuk yıl sonra memuriyete başladım. İki yıl sonra da annemin zorlamasıyla evlendim. Hiç kavga etmedik ancak, eşim insanlarla kaynaşabilen biri değil. Yanlışlıkla kapıyı çalan kişilere bile "mahsus yapıyorlar" diye tepki koyuyor. Ona göre herkes, onu çıldırtmak için bir şeyler yapıyor. Son yıllarda beni de suçlamaya başladı. Falanca ev almış, biz niye almıyoruz? Anlatıyorum: Benim anamdan bize bir şey geliyor mu? Yok. Senin anandan bize bir şey geliyor mu? Yok. Rüşvet mi alayım? Yok. Maaşımız ortada, bu maaşla hiçbir şey yiyip içmesek bile ev sahibi olamayacağımıza göre, nasıl ev sahibi olacağız? Bir süre sonra, aynı konu yine gündeme geliyor. Sonra da, "sen burada kal, biz çocuklarla memlekete gidelim" diyor. Memleketteki insanlar sana farklı mı davranacaklar sorusuna da, "olsun. Hiç değilse memleketim" cevabını alıyorum.

Bekârken bile kadınlarla düşüp kalkmadım. Evime kadar geldikleri halde bile. Evlendikten sonra ise dışarıda hiç gözüm olmadı. İşten çıktıktan sonra, birkaç saat kahvehanede takılıyorum. Bazı hafta sonları da balığa veya ava gidiyorum. Geriye kalan vaktim evde geçiyor. Ailem, benim için her türlü değerin üzerindedir. Çocukların her alanda yetişmeleri için elimden gelen gayreti gösteriyorum.

Emekliliğime normal süre olarak iki sene var. Erken emeklilik yasası çıkarsa derhal emekli olmayı ve İzmit'e yerleşmeyi düşünüyorum. Şartlar elverirse kendi işimi kurmayı, değilse başka bir işte çalışmayı arzuluyorum. İlk etapta, eski ortağımın otogaz montaj dükkânında ortak olarak çalışacağım. İşletmelere G sınıfı sürücü belgesi kursları açmayı hedefliyorum. Zamanla, piyasa şartlarına göre kendime yön vereceğim. Riski seven bir insanım. Devlet memuru olarak kalmak istemiyordum. Evlenince, riskten kaçmak zorunda kaldım. İnsan beyninin gücüne inanıyorum. Konu ne olursa olsun, başarmak isteyenlerin başaracağına inanıyorum.

Birinin yardıma muhtaç olduğunu hissettiğim anda her türlü yardımı yaparım. Bunların çoğu maddi yardımlardır. Başkasına borç verdiğim paraya, kendimin faiz verdiğim çok olmuştur. Artık görüşmediğim çok kişide alacağım mevcuttur. Belki bu yüzden dostum yoktur. Eski arkadaşlarımdan beni arayan, soran da olmaz. Ben de onları aramam. Sadece İzmit'ten birkaç arkadaş beni arar. Ben de onları ararım. Onların hiç biriyle borç ilişkimiz olmamıştır. Kanaatimce, birbirimizi arayıp sormamız da bundandır. Akrabalarımdan da arayan olmaz ama sevenim çoktur. Sanırım cenazem çok kalabalık olacak.

Kendi doğrularımdan kolay kolay taviz vermem. Bunun dışında yumuşak huylu bir insanımdır. Kimseye darılmam ve kin gütmem. Biriyle kavga etsem bile, kavga bitince dargınlığım da biter. Güvenilen ve saygı duyulan bir insanım. İnsanların kafasında "nasıl olsa bir şey demez" zihniyetini uyandırdığımdan, iki kişiden biri tercih edilecek olsa, bu, ben olmam. Bir şey demem ama kırılırım ve o çevreyi terk ederim. Bir yerde uzun bir süre kalamamamın sebebi de budur.

Kimin beni sevip, kimin sevmediğine bakmam. Ben, seveceğimi severim. Sevmediğim insan yok denecek kadar azdır. Şimdi kimi sevmiyorum diye düşündüm, bir isim bulamadım.

Kendimden bahsetmeyi seven bir insan değilim. Benim elimden bu kadarı geliyor.

(Artık, bu işin üstesinden tek başıma kalkamayacağım belli olmuştur.)
Her şey, 14 Haziran'da gruplardan birinde Cankız'ın beyin kanseri ve ölmek üzere olduğu haberi ile başladı.
Kemal'in bu kızla diyalogları olmuştu ve ona sempati duyuyordu /(DETAY-a).

Soru 1) DETAY-a
KIZI İLK KEZ NASIL FARKETTİNİZ?
NASIL TANIŞTINIZ?
BU KONUŞMALAR SIRASINDAKİ DUYGULARINIZ NE OLDU?
BU KISIMLA ANLATACAĞINIZ AKLINIZA GELEN HERHANGİ BİR ANI, KONUŞMA, VB. DETAYLAR.

Cevap 1) DETAY a

İnterneti Mart ayında bağlattım. Kitabevlerini dolaşırken, Bir kitabevinin editörüne ulaştım. Editör beni şiir sitesine ve kendi grubuna davet etti. 25 Mart'ta yetkili şair oldum ve şiir yayınlamaya başladım. Bir süre sonra Sevgi İbadeti Yapanlar grubuna davet aldım. Beni kim davet etti hatırlamıyorum. Sanırım 18 Nisan'da gruba dahil oldum. Depremle ilgili iki şiir yayınladım. Bir süre sonra biri bana tapınakla ilgili bir latife yaptı. Ben de cevap verdim. Sonra unuttum. Bu Aylin'miş. Bundan başka mesajlaşma oldu mu bilmiyorum. Bir süre sonra her mesaja cevap yetiştiren iki rumuz dikkatimi çekti. İlmek ve Nehire. Takdir ettim. Bu arada mesajlaşma oldu mu hatırlamıyorum. Sonra yeni kurulan iki gruba daha davet aldım. Birer şiir yayınladım. İlmek özelime bir mesaj attı. Siy'i de unutmayın diyordu. Başka şeyler de yazmıştı ama şimdi hatırlamıyorum. siy ne diye uzun süre düşündüğüm için bu kısmı hatırlıyorum. Sonra bunun Sevgi İbadeti Yapanlar olduğunu çıkardım. Cevap olarak ne yazdığımı hatırlamıyorum ama Sevgi İbadeti Yapanlar'ı unutmayacağımı yazdığımı hatırlıyorum. Birkaç mesaj daha sohbet ettik. Nelerden bahsettik hatırlamıyorum. Sonra Aylin'in bir şiiri yayınlandı. Hangisi bilmiyorum ama, beğendiğimi biliyorum. Bir süre sonra bir şiiri daha yayınlandı. O da güzeldi. Şiir sayfasına geçtim ve Aylin'in diğer şiirlerini okumak istedim. Yoktu. Bu arada üçüncü şiir de yayınlanınca, gruba yazdığım mesajda, "hadi biri tesadüf, ikincisi tesadüf, ama üçüncüsü tesadüf olamaz. Karşımızda birinci sınıf bir şair var" dedim. Aramızda başka konuşmalar da geçti ama hiçbirini hatırlamıyorum. Çünkü, ilk mesajlar hep ondan gelmişti. En son konuşmamızda, bana kitabımı sormuştu. Ben de ona kapak aradığımı söylemiştim. Sonra da resim çizip çizemeyeceğini sordum. "Ben çizemem ama ressam arkadaşlarım var." demişti. Daha önce de bir konuşmamızda, birkaç arkadaşıyla, yazdığım şiirleri çok beğendiklerini söylemişti. Ona kapak sormam, onu çok etkilemiş. Bunu bir telefon konuşmamızda söylemişti. Bunun kendisini çok motive ettiğini söylemişti.

Bu haber üzerine şok oldu. Alel acele diğer mesajları gözden geçirdi. Öldüğüyle ilgili her hangi bir mesaja rastlamadı. Daha önce yazmaya başladığı, fakat henüz bitiremediği bir yazının başlangıç kısmını "benim küçük kız kardeşim bir yere gitmeyecek" başlığı altında yayınladı. Bu yazıda, insan beyninin çok güçlü olduğu ve yenemeyeceği güçlük olmadığı anlatılıyordu. Gruptaki yas havası dağılmaya ve umutlar yeşermeye başlamıştı. Kimde bir umutsuzluk görse, Kemal hemen müdahale ediyor ve umutsuzluğu umuda dönüştürüyordu. Ertesi gün Kemal, Cankız'ı tanıdığı kadarıyla anlatan ve onun hastalığını mutlaka yeneceği inancı taşıyan bir şiir yayınladı. Aynı gün Ömer, Kemal'e telefon ve mail adresini bildiren bir mesaj gönderdi. Vakit geç olduğu için, Kemal, ertesi gün ararım diye bunları kaydetti. Ertesi gün ancak öğleye doğru arayabildi. Hal hatır sormalardan sonra Ömer, Cankız'ın kendisini çok sevdiğini, onu arayıp aramadığını sordu. Kemal'de numarasının kendisinde olmadığını söyledi. Bunun üzerine Ömer, ben sana mesajla göndereyim diyerek, Cankız'ın numarasını Kemal'e gönderdi. Numarayı alan Kemal, bir süre tereddüt yaşadı. "Ben bu kıza ne diyeceğim" diye düşünüyordu

Üçüncü aramada, Cankız telefonu açınca, Kemal'in bile ummadığı samimi bir sohbet başladı /(DETAY-b)/.

Soru 2) DETAY-b
BU CÜMLEDE SÖZÜ EDİLEN "ummadığı samimi bir sohbet" AÇILMALI BİRAZ DAHA.
NELER HİSSETTİNİZ?
KIZIN HERHANGİ BİR İFADESİ VEYA SES VURGULAMASI, İMASI VAR MI? YANİ BİR ABİ İLE Mİ, DUYGUSAL OLARAK HAYRAN OLDUĞU BİR ERKEKLE Mİ, YA DA HER HANGİ BİR ÖZELLİĞİNDEN DOLAYI HAYRANLIK DUYDUĞU BİRİYLE Mİ KONUŞUYOR?
BU KONUŞMALAR SIRASINDA SİZİN DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNİZ NELER OLDU?
BU KISIMLA ANLATACAĞINIZ AKLINIZA GELEN HERHANGİ BİR ANI, İFADE, VB. DETAYLAR.

Cevap 2) DETAY b

Birinci aramamda telefon açılmadı. Bir saat sonra yeniden arayacağımı belirten bir mesaj çektim. Altına adımı soyadımı yazdım ki, bu telefonun kime ait olduğunu bilsin. İkinci aramamda telefon yine açılmadı. Bir mesaj daha çektim. "Karamsarlığın umuda, öfkenin barışa, ağıtların türkülere, gözyaşlarının gülücüklere dönüştüğü nice yeni günlere. Ali" şeklinde. Üçüncüde telefon açıldı. "Ben..." gerisini getiremedim. O hemen "Ali abicim" diye başladı. Kendisini çirkinleştirdiklerini söyledi. Ben de "sende öyle bir güzellik var ki, ona bir şey yapamazlar" dedim. O da kalbine dokunamadıklarını söyledi. Çoğunlukla o konuştu. Bunu özet olarak grupta yayınladım. Şimdi tam detayları hatırlamıyorum. Ben duygusal bir insanım. Bu konuşma sırasında gözlerim yaşardı. İmkânsız diye bir şeyin var olmadığını, kendisinin mutlak surette iyileşeceğini, benim buna inandığımı, kendisinin de inanması gerektiğini vurguladım. Bunları söylerken samimi idim. Benim bu samimiyetim ona da intikal etmiş. Ben onunla ilk defa konuşuyordum. Başlangıçta bir tedirginliğim de vardı. Ne konuşacağımı bilmiyordum. Ama o beni öyle karşıladı ki, sanki kırk yıldır tanışıyormuşuz gibi. Bundan etkilendim. İçimde büyük bir hüzün duydum. Bu telefon işini bir defada bırakamayacağımı anladım. O gün, o, Aylin değil de Can olsaydı, benim için bir şey değişmezdi.

Kemal, Cankız'ın kendisine, sebebini bilmediği bir nedenden dolayı hayranlık duyduğunu fark etmişti /(DETAY-c)/.

Soru 3) DETAY-c
NASIL BİR HAYRANLIK?
BUNA DETAYLARI VE YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 3 DETAY c

Bu soruyu ben de kendime sordum. Bu hayranlık ne, nerden geliyor diye. Cevap bulamadım. O, yazdığım şiirleri okuyormuş, hayat hikâyemi de okumuş. Bir de, koskoca adamın kendisine akıl danışması, onun çok hoşuna gitmiş. Sanırım bu hayranlık da oradan geliyormuş. Belki de yazışmalarımızdan kaynaklanmıştır. O zaman ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Mesajları da silmiştim.

Kendi inançlarını ona aktarırken, etkili olduğunu da anlıyordu. Konuşmanın sonunda, gayri ihtiyari /(DETAY-d)/ ,

Soru 4) DETAY-d
ETKİLİ OLMAKTAKİ ÖLÇÜTLER; NEYE, KİME GÖRE?
NEDEN GAYRİ İHTİYARİ?
BUNA DETAYLARI VE YORUMLARINIZI EKLEYİNİZ.

Cevap 4) DETAY d

Ben onun iyileşeceğine gerçekten inanıyordum. Hastalığını öğrenmeden önce bir makale denemesi yazıyordum. İnsan iradesinin yeryüzünde sonsuz olduğuna dair. Ben buna inanıyordum ve karşımdakini de inandırabilirsem bunu başaracağından emindim. Bana hayranlığı da etkili olmuş ve Aylin da iyileşeceğine inanmıştı. Söylenmese de ses tonundan bunu hissedebiliyordum. Bir şekilde hayran olduğu bir kişinin inanarak söyledikleri, onu da inandırıyordu. Başlangıçta sürekli aramak gibi bir niyetim yoktu. Bulduğum samimiyet, konuşmanın seyri ve karşımdakinin benim aramamdan duyduğu memnuniyet, benim düşünmeden tekrar arayacağım dememe sebep olmuştu. Hâlbuki benim maddi durumum buna müsait değildi. Çok sıkıntı çekecektim. Ama ağzımdan bir kere çıkmıştı.

Back to previous chapter Next chapter
Geri | İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35