Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa

ÖRTÜLÜ CİNAYET

5 Eylül'de yayınevinden kitabımın baskıya hazır olduğu, on beş güne kadar ilk çıktısının alınacağı haberi geldi. Kitap kapağı konusunda fikrimin olup olmadığını da soruyordu. Gözlerim daldı. Uzunca bir zaman cevap yazamadım. Kitabım hayatını kurtardığı kişiden mahrum çıkacaktı. Yaşlı gözlerle elim titreyerek "yok" cevabını verdim.

Günümün her saniyesi Aylin ileydi. Devamlı kendime sorular soruyor ve sorduklarıma cevap bulmaya çalışıyordum. Soruların çoğu karşılıksız kalıyor ve ben gittikçe daha çok daralıyordum. Aylin'e ulaşmanın bir yolu olmalıydı. Birden Dünya'yı hatırladım. Bir keresinde Aylin: "Dünya ile ailece görüşüyoruz. Sizin de gizli hayranlarınızdan" demişti. Bilmem kimin halasının oğlu olduğunu da söylemişti ama bugün bu kişinin kim olduğunu hatırlamıyordum. Dünya, Büyükadam ile ilgili tartışmada kendisinin psikiyatr olduğunu belirterek kişilik analizi yapmıştı. Ben her şeyimle ağabey gibi davranmıştım. Aylin'i sevdiğimi de herkes biliyordu. Benim saklayacak bir şeyim yoktu. Yardım isteme bahanesiyle Dünya'ya yazmaya karar verdim. "Tavsiyelerine İhtiyacım Var" konu başlığıyla yaşananların kısa bir özetini gönderdim.

Dünya işlerin ne kadar içindeydi, bilmiyordum. Bedriye'nin iletisine verdiği memnuniyetini anlatan iletisiyle konuyu kendi açısından bildiğini göstermişti.

Bazı üyelere çektiğim iletinin birini de ona göndermiştim. O da "nasılsın" diye sormuştu. Ben de karşılık olarak "üzerimdeki stres kalktı. Ancak, çok üzülüyorum" cevabını vermiştim. Şimdi, gönderdiğim hikaye beklenmedik bir davranıştı. İnsan, bir psikiyatra kendini açması için ya çok cesur olmalıydı ya da masum. Dünya, hiç ummadığı bir bakış açısı ile karşılaşınca tepkisiz kalamayacaktı. Kalamadı:

Gönderen: Dünya (Bay, 31)
Alan: Ali (Bay, 46)
Tarih: 07.09.20.. 18:..
Konu: Yn: Tavsiyelerine İhtiyacım Var

Öncelikle bu konuyu benimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim Ali Abi.

Şimdi bir hastamı alacağım. O yüzden yanıtımı akşama verebilirim.

Bu arada konuyu kimseyle paylaşmamanızı söylemeliyim. Enine boyuna tartışacağız, dertleşeceğiz sizinle. Şu andan itibaren beni sadece siteden bir kardeşiniz olarak değil aynı zamanda bir doktor olarak da görün. Psikiyatr olduğumu bir kez Büyükadam ile ilgili bir konuda yazmak zorunda kaldığımda açıklamıştım. Dikkatli gözler fazla değil ama gözden kaçırmamış olduğunuzu umuyorum. Sevgiler, selamlar.

Dünya'nın kafasında soru işaretleri oluştuğu anlaşılıyordu. Acaba kendisine Aylin'in akrabası olduğu için mi yazmıştım, yoksa psikiyatr olduğu için mi? Satır aralarında bunu anlamaya çalışıyordu.

Gönderen: Ali (Bay, 46)
Alan: Dünya (Bay, 31)
Tarih: 07.09.20.. 19:..
Konu: Yn: Yn: Tavsiyelerine İhtiyacım Var

Sana yazmamın sebebi buydu. Bu öyle bir konu ki kimseyle paylaşmanın imkânı yoktur.

Sevgilerimle.

Kendisine hekim olduğu için başvurduğumu söylemiştim. Körsesci numaramı da göndermiştim. O, bir araştırma için Fransa'da bulunduğunu, kendisinin doçent olduğunu, Türkiye'ye, yalnızca üniversitelerin davetiyle konferans vermeye geldiğini yazdı. Ertesi gün gönderdiği iletiyle de benden sayılama (elektronik posta) adresimi istedi.

Gönderen: Dünya (Bay, 31)
Alan: Ali (Bay, 46)
Tarih: 08.09.2005 20:02:00
Konu: Yn: Yn: Yn: Tavsiyelerine İhtiyacım Var

Selamlar abi. Bana herhangi bir mail adresinizi gönderirseniz sevinirim. Umarım gelirsiniz. Selamlarımla.

Ona sayılama (elektronik posta) adresimi verdim. "Umarım" ifadesiyle hâlâ benim vazgeçeceğimi düşündüğü belli oluyordu. Öyle ya o doçentti. Saklayacak bir şeyim yoktu ki cayacaktım.

Sayılama adresime Dünya'dan karşılamamı istediği sorular ile birlikte iletişimimizin süreceği teminatı da geldi. Beni rahatlatacağına söz verdi. Benim cevaplarımdan yeni sorular çıkaracak, konuyu enine boyuna en ince ayrıntısına kadar deşecek ve bu beni rahatlatacaktı. Umutla soruları bir taraftan okuyup, bir taraftan da cevaplamaya başladım.

TÜM YANITLARINIZI TEK TEK, YENİ BAŞTAN YAZIN. LÜTFEN KOPYALAMA YAPMAYIN. OLABİLDİĞİNCE UZUN ANLATIN.
ÖNCELİKLE UZUNCA KENDİNİZDEN, HAYATA BAKIŞINIZDAN, KİŞİLİĞİNİZDEN, DUYGULARINIZDAN (SEVİNÇLERİNİZ, ÖFKELERİNİZ, VB), SOSYAL HAYATINIZDAN, İŞİNİZDEN, DOSTLARINIZDAN VB. SÖZ EDİN.
GÖNDERDİĞİNİZ METİNDE BU BAŞLIKLARI KOLAY YAKALAYABİLMENİZ İÇİN SATIR ARALARINI AÇTIM.

Hayat Hikâyem

Kırk haneli küçük bir köyde, doğması istenmemiş dördüncü çocuk olarak dünyaya geldim. Üç - dört yaşlarındayken, amcamın bizde misafirliği sırasında söylediği tekerlemeleri anında ezberlemiş ve arkasından ben de okumuştum. Ondan sonra köyde bana "hoca" lakabı takıldı. Köyün eğlencesi olmuştum. Kimin başı ağrısa, ben tekerlemeleri okuyor, hastalarım da birden iyileşiveriyordu. Karşılığında da bana 25 kuruş veriyorlardı.

5 yaşındayken, kendi isteğimle önlüksüz olarak okula başladım. Ancak, sabahları erken kalkamıyordum. Kimse de kaldırmıyordu. Sık sık geç kalıyordum. Bu yüzden öğretmenim bana "Turist Ömer" lakabını takmıştı. Herkes, bıkıp okulu bırakacağımı sanıyordu. Hâlbuki çok kısa zamanda okumayı sökmüş ve daha ilk yarı gelmeden okul kitaplığındaki kırk kadar kitabın tamamını okumuştum bile. Okulun en düzgün okuyan öğrencisiydim artık.

Okul, tek derslikli, kırk mevcutluydu. Bütün okula tek öğretmen ders veriyordu. Her konuda sınıfın en iyisiydim. Buna rağmen, yılsonu geldiğinde sınıfta kaldım. Hem kaydım yokmuş, hem de ailem sınıfımı geçmemi istememiş. Sonraki yıl, küçük bir kasabaya göç ettik. Benim birinci sınıfta öğreneceğim bir şey yoktu. En iyi idim ve bana yaklaşabilen bile yoktu. Bu da benim hırsımı kaybetmeme ve ders çalışmamama sebep oldu. Bütün tahsil hayatım boyunca ders çalışmadım. Üniversitedeyken defterim bile yoktu. Sıkıştığım derslerde, arkadaşlarımın defterleriyle biraz çalıştım o kadar.

Kasabaya göç, uğradığım haksızlıklar beni içine kapanık ve kavgacı bir çocuk yapmıştı. Neredeyse her gün kavga ederdim. Kavga sırasında yakalandığımızda öğretmen, olayı bana anlattırır sonra ikimizi de cezalandırırdı. Yalan söylemeyeceğime inanılırdı. Bu yüzden de diğer çocuğa bir şey sorulmazdı. 9 - 10 yaşlarında kavga etmemeye karar verdim ama rahat bırakmıyorlardı ki... Hiçbir kavgada, hiç kimsenin yüzüne vurmamıştım. Dövüştüklerime bile kıyamıyordum. O günlerde 14 - 15 yaşlarında bir çocuk bana takıldı. Ne yaptıysam kurtulamadım. Dövüşe razı oldum ve çocuğu tenha bir yere davet ettim. Bu sefer yüze vuracaktım. Karşı karşıya geldik. Seyircilerimiz de vardı. Çenesine bir kere vurdum. Ayakları yerden kesildi ve sırt üstü çamurlara uzandı. O sırada olayı sezmiş olan annem geldi. Ayrıldık. Bir daha kimse bana çatmadı ve bu benim son kavgam oldu. Üniversite yıllarında bile okulda kavga çıkacağını sezer ve okulu terk ederdim.

6 - 7 yaşlarında iken, ağabeyim beni bir kere balığa götürmüştü. Sakarya nehri bizim kasabanın içinden geçiyor. İlk balığı o gün tuttum. Sonra da, gizli gizli balığa kaçmaya başladım. Olta balıkçılığı hobisi hâlâ devam etmektedir.

Ortaokul son sınıfta iken, - her zaman olduğu gibi - tek başıma balığa gitmiştim. Dönüşte, dalgın vaziyette yürüyordum. Bir an ayağımın altında bir kıpırtı hissettim. Ayağımın biri havada öylece kaldım. Yere baktım. Bir yılan ayağımın gölgesinden ürkmüş ve olduğu yere pısmıştı. Ayağımı geri çektim ve yılanın arkasından dolanarak yoluma devam ettim. İlk şiir bu yılan üzerine yolda çıkmıştı. O yıllarda yazdığım şiirlerden hiç biri şu an mevcut değildir.

İlk kopyamı Sosyal Bilgiler dersinde çektim. Ortaokul son sınıftaydım. Ders çalışmadığım ve ezber yapmadığım için bu ders sıkıntılı geçiyordu. Son sınavda çıkması muhtemel dört sorunun cevabını kâğıdımın arkasına yazdım. İkisi bizim gruba, ikisi diğer gruba çıktı. Bana da on üzerinden beş gerekiyordu ve aldım. Karnemi elime aldığımda, beş olması gereken Sosyal Bilgiler notunun altı olduğunu gördüm. Teşekkür almam için gereken bir puanın, çok başarılı olduğum ders öğretmenlerinden değil de, Sosyal Bilgiler öğretmeninden gelmiş olması, beni çok utandırdı.

Lisedeyken, Fizik öğretmeni benden hoşlanmamıştı. Doğru yaptığım fakat kendime has yöntemlerle çözdüğüm problemlere not vermiyordu. Son sınavda, arkadaşlarım bana kopya çektirmek için hazırlık yapmışlar, biri yanıma, ikisi arkama, ikisi de önüme oturmuşlardı. Konuyu bana söylediklerinde, sınav başlarken yerimi değiştirdim. Kalmayı göze almıştım. O yıl, tek dersten borçlu geçmek uygulaması başlayınca, sınıfta kalmaktan kurtuldum. İkinci sınıfta öğretmen değişmiş ve benim Fizik ortalamam 8 olmuştu. Bir daha sınava girmekten de kurtulmuş oldum.

Liseyi Adapazarı'nda okudum. Tamamen yabancı bir yer ve tamamen yabancı insanlar. Kısa zamanda beş kişilik bir grubun içinde yer aldım. Bununla birlikte de okuldan kaçma dönemi başladı. İlk yıl 19, ikinci yıl başka arkadaşlarla 17 ve üçüncü yıl, yine başka arkadaşlarla 15 gün devamsızlık yaptım. Her yıl bütünlemeye kaldım. Hiçbir karnemi eve götürmedim. Kimse de sormadı zaten.

Lisedeki ilk günlerimde, havalı bir çocuk sınıfa girmiş ve herkes ona bakmıştı. Okulun basket takımında oynuyormuş. Hareketlerinden, bu çocuğa gıcık kapmıştım. Sevmiyordum. Ta ki bir resim dersinde model oluncaya kadar. Bir ayağımı dizimin üzerine koyarak poz vermem istendi. Ders bitince ayağa kalktım ve kalkmamla birlikte kendimi yerde buldum. Daha ben ne olduğumu anlayamadan biri yanımda bitmiş, ayakkabımı çıkarmış ve kan dolaşımını sağlamak için ayağımı ovmaya başlamıştı bile. Bu biri, sevmediğim Fuat adındaki havalı çocuktu. Ummadığım bir kişiden gelen bu iyilik hem beni şaşırtmış hem de düşündürmüştü. İnsanlar görünüşlerine göre değerlendirilmemeliydi. O zamana kadar ben, çok çabuk sinirlenen ve çok çabuk sinirleri yatışan ama kindar olan bir kişiydim. Ondan sonra sinirlerime hâkim olmaya çalıştım. Kendimle ilgili konularda kolay kolay sinirlenmiyorum. Bir başkasını veya toplumu ilgilendiren konularda, hâlâ bir anda patlıyorum. Kin duygularını da köreltmeyi başardım. Üniversitede, bana kasıtlı olarak bir yıl kaybettiren hocaları bile bağışladım. Onlara hakkımı helal ettim. Fuat ile yine samimi olmadık ama selamlaşmayı başardık. Hatta bir gün gelip "arkadaşlar, bugün final maçımız var. Çok önemli. Desteğinizi bekliyoruz" dediğinde, maça ilk giden grubun içinde yer aldım. Basketboldan çok fazla anlamadığım halde.

Maç, Endüstri Meslek Lisesi ile bizim lise arasında oynanıyordu. Biz avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz, bizimkiler de basket üstüne basket atıyorlardı. Maçı kazanıyorduk. Devre arasında, karşı tribünden bizim tarafa biri geçti. İçimizden biriyle bir şeyler konuştu. O gittikten sonra, aramızda bir şayia dolaşmaya başladı. Güya sanat okullular, tornada şiş yaparak gelmişler. Maçı kaybettikleri takdirde, çıkışta üzerimize saldıracaklarmış. Bizim trübin bir anda sessizleşti. Seyircilerimiz azaldı. Bizim cephede tam bir korku hâkimdi şimdi. Oyuncularımız bu sessizliğe bir anlam veremiyorlar, şaşkınlık içinde bocalıyorlardı. Maç dönmüş ve kaybetmeye başlamıştık. Oyuncularımız faul atışlarını bile sayıya çeviremiyorlardı. Fark kapanmış, biz geri düşmüştük. Tam önümde Fuat'a faul yapıldı. İki atış olarak kullanacaktı. Atış noktasına gitti. Topu yerde iki defa sektirdi. Kendine güvensizliği her halinden belli oluyordu. Anlaşılan atışı kaçıracaktı. Ayağa kalktım. "Hadi Fuat, at şunu!" diye bağırdım. Fuat bana doğru döndü ve şöyle bir baktı. Göz göze geldik. Topu yerde iki defa daha sektirdi ve potaya yönlendirdi. Heyecan içinde topun havada süzülüşünü seyrediyordum. Top, gitti, gitti ve çembere bile değmeden sayı oldu. "Sayı!" diye bağırdığımı hatırlıyorum ama sesimi duyduğumu hatırlamıyorum. Bizim tribünden mahşeri andıran bir gürültü kopmuştu. Maçı kazandık.

İlk, ortaokul ve lise yılları maddi sıkıntı yaşamadan geçti. Babamın işleri bozulunca sıkıntı da başladı. Birinci yıl hiçbir yeri kazanamamıştım. İkinci yıl, o zamanlar SDMMA olan, mezun olurken İTÜ, şimdi de Sakarya Üniversitesi'nin makine mühendisliği bölümünü kazandım. 1977 yılında, Adapazarı'nın ilk seyyar Milli Piyango bayiliğini aldım. Akademi'ye başlayınca bıraktım. Hata yaptığımı sonradan anlayacaktım. Hiç yol gösterenim olmadı ki... Aynı yıl bir gazeteden İstanbul taksi plakalı Anadol marka bir araba kazandım. Anadol'u, plaka yerine de 65.000 lira para aldık. Bunun 22.000 lirasını ağabeyime verdim, ev sahibi oldu. Kalanı da beni ve babamı birkaç yıl idare etti. Sonra yokluk dönemi başladı. Yol param olmadığı için okula gidemediğim günler oldu. 1982 yılında üç arkadaş bir dershanenin kantinini çalıştırmaya başladık. Aynı yıl, müracaatım üzerine, tahsis olarak taksi plakası aldım ve dolmuş - taksi olarak çalışmaya başladım. Nihayet üniversiteyi de bitirdim. Kazandığım paranın neredeyse tamamını babamın borçlarına verdiğimden, iş arayacak param bile olmuyordu.

Back to previous chapter Next chapter
Geri | İleri

Edebiyat Sayfasına DÖN

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35