|
Ana Sayfa |
İşte yine aynı şeyi yapıyor ve benim yazdıklarımı kendince değerlendiriyordu. Sitem ettiğimden söz etmemişken o, ona sitem etme diye beni uyarıyordu. Kendisinin sürekli sitem ettiğinin farkında değildi.
25 Ağustos aramalarım da sonuçsuz kalmıştı. Ameliyat olup olmadığı, olduysa bile nasıl geçtiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Bu da beni merakın doruğuna çıkarıyordu. 19:30 dolaylarında Aylin aradı. Emveriye gireceğini, bu yüzden uyandırıldığını, girmeden önce de benimle görüşmek istediğini fakat fazla vaktinin olmadığını söyledi. Şiiri okuyup okumadığını sordum. Okumuştu ve çok beğenmişti. Vakti varsa kendisine okuyabilecektim. Birkaç dakikası varmış.
Kırlangıç
Bu bahar, şu gönlüme ilmek ilmek işledin,
Yuvanı ördüğün o, kırmızı çamurda gel.
Uzaklardan geliyor umut üfleyen sesin,
Nasıl gittiysen burdan, öyle kanatlarda gel.
Göç yollarını açtım, mevsimlere aldırma,
Çiçek seninle açar, papatyayı soldurma.
Şu hüsranlar yıkılsın, beni derde daldırma,
Ağustos'ta, Eylül'de yağıp duran karda gel.
Bende saklı evin var, dönüşün olsun yakın,
Yuvasına dönmesi beklenen yapsın akın,
Sen, kızıl kırlangıcım, baharda gel de... sakın
İlkbahar'da olmasın, aman Sonbahar'da gel!- Ayy! Çok güzel! İyi ki sana yazdırmışım.
- Altında da ikimizin imzası var.
- Ben sana hiç yardımcı olmadım ki.
- Ama fikir senindi. Sen olmasaydın bu şiir hiç yazılmayacaktı (kısa bir sessizlik oldu). Ben bu şiiri seninle konuşmadan yayınlamak istemedim. Yayınlayayım mı?
- Evet. Yayınla.
- (beni uzun tereddütte bırakan konuyu sormaya karar verdim. İlk kez onun fiziği hakkında bir şeyi merak ediyordum.) Senin saçların kızıl mı?
- Siyah.
- Ben kızıl diye düşünmüştüm. Neyse, zaten kızıl kırlangıç da var.
Benim bu yanılgım onun çok hoşuna gitmişti. Mutluluğu ses tonundan açık bir şekilde belli oluyordu. "Hadi şimdi kemoterapiye girebilirsin" dedim. O, büyük bir coşku içinde hâlâ "iyi ki sana yazdırmışım" diyordu.
İkinci kez benimle "sen"li konuşuyordu. İçinde bulunduğu coşku, itinayla koruduğu "siz" kavramını unutturmuştu. Dikkatimden kaçmadı fakat üzerinde fazla durmadım. zaten resmi konuşmaları sevmezdim.
Şiiri grupta ve sayfamda çift imza ile yayınlamış, bir başka grupta da haftalık yarışmaya sokmuştum. Sevgi Grubu'nda olumlu eleştiriler yapılmıştı. Yarışmada ise Özer'den ve Hasan'dan tam puan bekliyordum. Gruptaki eleştirilere cevap verirken Özer'den özelime bir ileti aldım. Kızıl kırlangıcın ne olduğunu soruyordu. Bir kırlangıç cinsi diye cevap verince de, "sakın saç rengi olmasın" karşılığını vermişti. Demek ki Aylin benden sonra Özer ile konuşmuştu. Çok hoşuna giden saç rengi yanılgısını Özer'e de anlatmıştı. Aynı ileti içinde Özer, kendisini MSN'de yasaklayıp yasaklamadığımı da sormuştu. "Birkaç gündür açmıyorum" yanıtını vermiştim. Sonra da muhaberemiz kesildi. O an için aklımdan herhangi bir şüphe geçmemişti.
27 Ağustos'ta sünnet cemiyetim vardı. Bir taraftan onunla uğraşırken aklım da hep Aylin'deydi. Emveriden beri görüşememiştik. Emverinin Türkiye'de iken yapılan bir saatlik uygulamadan fazla, Amerika'da birinci emveri süresi olan dört buçuk saatten az süreceğini tahmin ediyordum. İki buçuk veya üç saat olabilirdi. Hem ruhen, hem de bedenen çok yorgun durumda olduğundan daha fazla uygulanamayabileceğini sanıyordum. Bu defakinin çok zorlu geçeceğini söylemek, yaşananlardan sonra kehanet olmayacaktı. Şimdiye kadar görüşememiş olmayı buna bağlıyor ve kendimi teselli ediyordum.
Dertler geldi mi peş peşe geliyordu. Büyükadam verdiği sözü tutamamış ve yine aramıştı. Aylin'in numarasını değiştirmekten başka onu korumanın yolu kalmamıştı. Israrlı aramalarıma cevap alamayınca bu gerekliliği iletiledim: "Sevgili Aylin, numaranı değiştirme gereği doğmuştur. Hemşirelerden rica et, senin adresini bana iletsinler. Sana yeni bir kart göndereyim. Sevgilerimle."
28 Ağustos akşamı görüşme şansımız oldu. Sesi çok bitkin geliyordu. Çok uzun bir emveri seansı yapılmıştı. Tahminlerimin çok üzerine çıkılmıştı. Belki bir daha görüşemem düşüncesi ve konunun aciliyeti sebebiyle numarasının değişmesi gereğini yineledim. Bana çok güvendiğini sandığımdan nedenini söylemedim. Büyükadam sözünden hâlâ tedirginlik duyuyordu ve ben onu gereksiz yere huzursuz etmek istemiyordum. Eğer adresini bildirirse kendisine yeni bir kart gönderebilecektim. Onun "tamam" demesi üzerine ertesi gün kurumsal abonelik paketiyle iki adet hat satın aldım. "Bundan sonra bu numarada olacağım. Adresini gönderdiğinde sana da bir üst numarayı göndereceğim. Sevgilerimle. Ali" iletisiyle de kendisini bilgilendirdim. Ne iletilerime, ne de aramalarıma cevap alamadım.
Aylin'in numarasının değişmesi gerektiğini ben, Özer ve Aybike biliyorduk. Özer'in elinde Aylin'in sim kartı vardı ve eğer sevdiğini iddia ettiği kızı birazcık düşünüyor olsaydı özellikle Büyükadam'ın Aylin'i aradığını yazdığı iletiden sonra bunu Aylin'e iade etmeliydi. Büyükadam riskini o da biliyordu. O da elindeki karta Aylin'in çok ihtiyacı olduğunu biliyordu. Ben de onun bu kartı iade etmeyi asla düşünmeyeceğini biliyordum. O çok bencil bir insandı. Körsesci parası ödememek için sevdiğini iddia ettiği kızı ölüme göndermekten de çekinmeyecek yapıda idi. Bu kartı kabul buyururken de bunu biliyordu.
Aybike ise Amerika'daydı. O yeni bir hat alamazdı. Ağabeyi de yurt dışındaydı. Fedakârlık yapmak yine bana düşüyordu. Tedavisinin çok uzun süreceği kesinlik kazanmıştı. Böylece benim ondan uzaklaşma planlarım da suya düşmüştü. Kendime fatura bedelini düşürmek için AVEA hattı almak zorundaydım. Bir hat da Aylin'e alabilirdim.
Yine yanılıyordum. Ailenin yurt dışında olup olmamaları önemli değildi. İstedikleri an, istedikleri şeyleri yapabilecek güçleri vardı. Sadece onlar maneviyata inanmıyorlar, her şeyin maddiyat olduğunu sanıyorlardı. Benim yeni bir hat alma teklifim maddi bir konuydu ve onların maddi yardıma asla ihtiyaçları yoktu. Önerim onları çileden çıkarmaya yetecek kadar ayıp bir şey olarak algılanmıştı.
30 Ağustos'un tatil olması nedeniyle çocuklarla pikniğe gittik. Aramalarıma piknikte de devam ettim. Ancak cevap alamıyordum. 17:00 sularında eve döndük. Döner dönmez de aradım. Meşguldü. 18:00'de yine meşguldü. Bir sonraki aramayı 19:00'da yapmayı düşünüyordum. Bu aradan yararlanıp siteye girerek iletilerimi okumak istedim. İlk olarak Cemal'in iletisiyle karşılaştım. Merakla açtım:
Kimden: Cemal (Bay, 44)
Kime:Ali (Bay, 46)
Tarih: 30.8.20.. 18:..
Konu: YENİ HAT HA! ! ! ..
Ali,
KUCAK AŞİRETİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜĞÜMÜ SANDIN GALİBA!
MERAK ETME, BELANIN ORTASINDAN ÇIKTIM HER ZAMAN.
BEN DAHA ÖLMEDİM! ! ! !
Aylin ile irtibatımız doktor olan dayım aracılığı ile olmaktadır. Dayımdan aldığım haber üzerine seninle konuşma gereği doğmuştur; yabancılık çekmeyesin diye senin ifadenle konuşuyorum.
Kardeşimin telefonuna gelen tüm mesajlar, aramalar ve konuşma kayıtları hastane personeli tarafından bize iletiliyor. Mesajlarını okudum, konuşma kayıtlarını dinledim ve seninle ilgili olumlu kanaatim tamamıyla silindi.25 yaşındaki bir genç kızı abi olduğuna belki inandırabilirsin ama beni asla. Çok merak ettiğini söyleyip mit vasıtasıyla Aybike'yi ya da Aylin'i arayacağına beni aratsaydın, ya da siteden bana küçük bir mesaj yazsaydın daha kolay olmaz mıydı? Kendine muhatap olarak beni hiç düşünmemen çok ilginç. Bir tane bile Aylin'i merak ettiğine dair bana gönderilmiş mesajın yok. Ben abisi olarak yokum, sen varsın öyle mi? Soruyorum: Bu nasıl bir haddinin sınırlarını aşmaktır?
Tüm mesaj ve konuşmalarının analizini aktarma gereği bile duymuyorum. Sen zaten neyin, ne olduğunu biliyorsun.
Bir mesajında, yeni bir numara göndereceğini belirterek "rahatsız edildiğini bildiğini" ifade edip adresini istiyorsun. Ve hem kendine hem Aylin'e bir yeni hat alıyorsun... Seni kim rahatsız ediyor da yeni numara aldın, bu BİR. Biz, yani AİLESİ DURURKEN ona yeni bir numara almak senin ne haddine, bu İKİ. Heyecan ve adrenalin arıyorsan beni başına bela et, bu da ÜÇ.
Uzakta bile olsam her şeyden haberim var. Sadece sınırlarını müdahalesiz bulman için bekledim.
Sonuç olarak;
Arama sıklığın ve mesajların çok düşündürücü. Evinle, karınla, çocuklarınla ve işinle ne zaman ilgilendiğini çok merak ediyorum doğrusu. Abarttığının farkında değilsin sanırım. YETER.
Anlamadığın bir husus varsa bana yaz, anlatırım! !
Satırları okudukça şaşkınlığım artıyor, içimi tarifsiz bir öfke kaplıyordu. Benzimin sarardığını hissediyordum. Bütün vücudum titriyordu. Sanki damarlarımdaki kan çekiliyor ve vücudum sıcaklığını kaybediyordu. Aylardır ortalıkta görünmeyen bu densiz adam neler söylüyordu böyle? Madem ağabeymiş, Büyükadam Aylin'i mahvederken neredeymiş? Madem ağabeymiş, bu adama niye dur diyememiş? Onun yapması gereken her şeyi ben yaparken zat-ı âlileri neredelermiş? Sanırım kıçını korumakla meşgulmüş.
Konuşmaların kaydedilmesi... Ne kadar şerefsiz insanlarmış ki insanların haberi olmadan onların mahremiyetine girme haklarını kendilerinde bulabilmişler. Sen var mıydın ki seni iletileyecektim? Madem ağabeyi olarak vardın, bana niye ihtiyaç duydunuz? Ben mi yalvardım size ne olur Aylin'le görüşeyim diye? Onun numarasını bana siz vermediniz mi? Onun her düştüğünde sen mi kaldırdın? Sen mi ağlattın, sen mi güldürdün? Ben olmasaydım şimdi Aylin'den konuşabilecek miydin? Onun her kahrını sen mi çektin? Üç kuruş para harcamayla kendini ağabey mi sandın? Şunu bil ki: Ben senden fazla harcadım. Çünkü sen var olanı kullandın, ben olmayanı harcadım. Çünkü sen özel hayatında en ufak bir değişiklik yapmazken ben özel hayatımı tamamen ortadan kaldırdım. Kim ağabey? Sen mi, ben mi?
Bu öfkeyle klavyeye sarıldım. Çok şey yazmak istiyor, bir şey yazamıyordum. Sonuçta onlar, onun biyolojik ailesiydiler. Onlar benim için önemli değildi. Ben Aylin için önemliydim. Bunu teyzesi de teyit etmişti. Benim bu işten bir menfaatim olmadığı gibi çok büyük zararlar görüyordum. Madem istenmiyordum, giderdim.
Kimden: Ali (Bay 46)
Kime: Cemal (Bay 44)
Tarih: 30.8.20.. 19:..
Konu: Yn: YENİ HAT HA! ! ! ..
Bu sözleriniz çok ağır ve hakaret içeriyor. Sadece çok üzüldüğümü ve hayatınızdan tamamen çekildiğimi söylemekle yetineceğim. Siz, beni anlayabilecek kapasitede olduğunuza inanıyor musunuz?
Bu kadar yeterli görmüştüm. Hakaretine çok ince bir hakaretle cevap vermiştim. Aylin ailesini ilgilendirmiyorsa beni de ilgilendirmezdi. Onun için hayatlarından çıkmakta bir sakınca yoktu. Yalnız uğradığım hakaret kanıma dokunmuştu. Ben bunu hak etmemiştim. Artık grupta da kalmamın manası yoktu. Yaşaması için büyük gayretler gösterdiğim, emek harcadığım bu gruptan tek bir tıklamayla çıktım. Gittiğimi kimse anlamadı.
Saat 19:00'ı geçmişti. Normalde bu saatte arayacaktım. Bir an kendimi boşlukta hissettim. İki buçuk ay boyunca neredeyse bütün zamanımı Aylin almıştı. Şimdi yoktu...
Uykusuz geçen bir gecenin ardından daha önce kurduğum ve silmeyi beceremediğim grubumu aktif hale getirdim. Kendime dost kalpler bulmak istedim. Bakalım bana kaç kişi inanacak ve grubuma kaç kişi gelecekti? Bana ve Aylin'e yakın birkaç üyeye aşağıdaki iletiyi yazdım:
|
Geri | İleri |
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35