|
Ana Sayfa |
Büyükadam'ın başına gelenler beni de oldukça ürkütmüştü. Aynı şeylerin benim de başıma geleceğini seziyordum. "Senin hakkında çok endişe ettiğimden sigarayı artırdım, gruba da girmek içimden gelmiyordu" diyemiyordum.
Aramızda tatlı bir sohbet başlamıştı. Ne gözyaşı, ne umutsuzluk, hiç biri konuşulmuyor, konular daldan dala sıçrıyordu. Kitap kapağı hakkında belirtmiş olduğu siyah zemin, tek bir yıldız ve dağınık el yazısı ile kitabın ve benim ismimin olduğu fikrin çok hoşuma gittiğini söyledim. O da buradaki yıldızı Çoban Yıldızı olarak düşündüğünü, bu yıldızı bilip bilmediğimi sordu. Çoban Yıldızı, Güneş doğmadan hemen önce çıkan ve kısa bir süre görünen bir yıldızdı. En azından ben böyle hatırlıyordum. Ayrıca Ülken de dendiğini hatırlıyordum ve Ülken'i bir şiirimde kullanmıştım. İsterse kendisine de okuyabilecektim. İsteği üzerine okudum:
Ümitsiz
Yalnızlık girdabı sürüklendiğim,
Ne kapımı çalan, ne bekleyen var.
Bir kaç salkım üzüm dileklendiğim,
Asmalar perişan, bağlar tarumar.
Ben hâlâ uykusuz, hâlâ sensizim,
Kaderin çektiği bir yelkensizim.
Sen son ümidimsin, bak, Ülkensizim.
Teselli etmiyor başka yıldızlar.
Yanmadı, yanmıyor ufkumda ocak.
Açmıyor gönlümde bir nazlı çiçek.
Hangi baharda gül, nasıl açacak?
Mevsim bende kıştır, gelmiyor bahar.
Umutların bende bir adı kaldı.
Bir gülümseyişin tek yâdı kaldı.
Sevda diye gönlüm ağladı kaldı,
Konaklamadı hiç kahve gözlü yar.
"Ayyy! Çok güzelmişti!" beğenisi üzerine, "Sana epeydir şiir okuyan olmamıştır. İstersen son şiirlerimden birini de okuyayım." dedim. Notlarımı karıştırdım ve bulduktan sonra okumaya başladım:
Karşılıksız Sevda
Duydum ki: Çepe çevre sarmışlar etrafını,
Yalancı sevdalılar türemiş yollarında.
Karşılık beklemeden aldım senin safını,
Göğsümde açan güller karardı kollarında.
Başka âşıklar buldun, umut içinde yandın,
Sevmenin adabını yabancılarda sandın.
Kapına geldiğinde hüsranlar, beni andın,
Yüksünmeden geldim de silindim "kal"larında.
Ayrıklara yenilmiş güçlü denen bedenin,
Ah vah tuhla geçinmiş gelip gelip gidenin.
Farkına varmamışsın ömür feda edenin,
Ben yeşerememişim, koruğum "ol"larında.
Hiç bıkkınlık duymadan hep senin yanındayım,
Dünyayı ne yapayım, ahretin şanındayım.
Karşılıksız sevdanın haz dolu anındayım,
Ne farkeder olmazsa ateşim kullarında.
"Muhteşem bir şiir bu!" şeklinde takdirlerini belirtti. Ben de bunun bir grupta haftanın şiiri seçildiğini, bir şairin de şiir için yazdığı yorumda "ustalaşmaya doğru hızla ilerliyorsun" dediğini anlattım. "Halt etmiş o! Siz zaten ustasınız."
Konu Nehire'ye geldi. "Nehire yine gruptan ayrılacak mı?" diye sordu. Nehire hakkında hiç hoş düşünceleri olmadığını bana Özer anlatmıştı. Hatta "onu artık yönetici yapmayın" dediğini de söylemişti. Benim nezdimde çok özel yerleri olan bu iki genç kız arasındaki soğukluk beni rahatsız ediyordu. "Merak etme! Bu sefer sıkı sıkı bağladım, bir yere gidemez." dedim. "Neden?" sorusu üzerine de "birinci ayrılışı, senin durumuna üzülmesindendi. İkinci ayrılışı Büyükadam yüzünden oldu. Üçüncü ayrılışıysa yaptığımız bir kavga sebebiyle oldu." "Sizinle mi?!" "Evet" diyerek taziyeden olayların nereye geldiğini, aramızdaki iletileşmeleri anlattım. "Ona yazdığım şiiri grupta yayınladığımı, gruba üye olması üzerine okuyabileceğini yazdım. O da döndü. İstersen bu şiiri sana da okuyayım" diyerek okumaya başladım.
Nehire
Karanın denize dediği gibi:
Çizgi kadar yakınım diyorsun.
Yardıma geliyor borayla tipi,
Bir tsunami olup coşuyorum.
Sana koşuyorum.
Ve...
Kayalara çarpıp,
Tuzlu ıslaklığımı bırakıyorum.
Kıyamet kadar uzak,
Mahşer kadar zorsun.
Şiir bitince "hah! Bu tam Nehire" cevabını verdi. Sonra konu yine değişti. Grubun neşesinden anlatmaya başladım. Bir ara o kadar heveslendi ki: "Benim bir an önce iyileşmem lazım" dedi. Heyecanla "işte benim Aylin'im bu!" diye bağırdım. Kısa bir sessizlik oldu. İlk hatamı yapmıştım. Başka manalara gelebilecek sözlerden kaçınmalıydım ve buna da çok dikkat ediyordum. Konuyu aceleyle değiştirdim. Şimdi Büyükadam'dan bahsediyorduk. "Aslında o da seni seviyor" dedim ve devam ettim: " erkeklerin tehlikeli iki dönemi vardır. Biri yirmili yaşlardadır, diğeri de kırklı yaşlarda. Ben buna "kırk yaş sendromu" diyorum. En temel özellik, erkekler bu yaşlarda genç kızlara ilgi duyarlar. Anlaşılan Büyükadam bu dönemi henüz atlatamamış. Ben de yaşadım. Benimki, senin ve Nehire'nin sayesinde geçti. Bana yaklaşım tarzınız, benim bu duyguyu yenmeme çok yardımcı oldu. İkiniz benim bakış açımı değiştirdiniz. O yüzden ikiniz de benim için çok değerlisiniz."
Bu itirafla bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyordum: Birincisi az önce yaptığım hatalı çıkışı telafi etmek, ikincisi de bana karşı olan duygularının değişmeye başladığından şüphelendiğim Aylin'in önünü kesmekti. Nehire ile kendisini aynı kefeye koyduğumu ima ederek benden umutlanmamasını, benim kendisini farklı bir şekilde sevdiğimi anlatmaya çalışıyordum.
Daha farklı şeylerden de konuşarak iki saati doldurmuştuk. Sabahın 05:00'i olmuştu. Birbirimize iyi dileklerde bulunarak ayrıldık.
Saat 15:00'den sonra tekrar aramaya başladım. Açılmıyordu. 23:00 sularında ise meşguldü. Yarım saat arayla aradım. Gece yarısı çaldı ama açılmadı. "Herhalde uyuya kaldı" diye düşündüm. 01:00'de yine açılmadı. 02:00'de kapalıydı. Ben de yattım.
Ertesi gün, bir önceki günün tekrarıydı sanki. Hep korktuğum Büyükadam'ın başına gelenler benim de başıma gelmiş gibiydi. Zaten Aybike ile yaptığım konuşmadan sonra hep diken üstünde bulunuyordum. 02:30'da aradığımda telefon hâlâ kapalıydı. Bir ileti yazmaya karar verdim. Peki ama ne yazacaktım? Uzun süre düşündükten sonra neler oluyor manasına şu iletiyi gönderdim: "..........? ........? ........?". Soru işaretlerinin arkasına bir de ünlem koyup koymamayı düşündüm. Kararsızlığın ardından koymamaya karar verdim.
19 Ağustos'ta hiç aramadım. Oğlumun sünnetini yaptırmak üzere hastaneye götürdüm. Hep onun aramasını, bunlar ne demek oluyor diye sormasını umdum. Aramadı. Beni çok fazla arayan yoktu. Onun için körsesciyi ebediyen kapatmak fazla mahzur teşkil etmeyecekti. Kapattım. Kaç saat kapalı kaldı bilmiyorum. "Bensiz başaramaz" düşüncesi içimi kemiriyordu. Yeniden açtım ve 01:00 sularında aradım. Cevap vermedi. On dakika ara ile aşağıdaki iletileri yolladım.
"Cevap vermiyorsun, aramıyorsun. Bazan telefon meşgul çalıyor, demek sürekli uyumuyorsun. Seni kıracak bir şey mi yaptım? Yoksa niyetin beni meraktan öldürmek mi? Abin"
"Eğer aramamı istemiyorsan söyle. Aramam. Açıklama istemeye hakkım var sanırım. Bir Ali abi, bir kalemde silinebilir miydi? Telefonun ucunda olacağım. Hoşça kal."
20 Ağustos'ta yine aramadım. Ancak akşam Özer'le yaptığımız konuşmadan onun bana kırıldığını anladım. O, kendisine sitem edilmesini kabullenemiyordu. Fazlaca işkilli davranmıştım. Şimdi de onun gönlünü almanın telaşına düşmüştüm. Yeniden aramaya başladım. Birkaç defasında körsesci kapalıydı. Sonrasında da cevap verilmedi. Özür iletileri yazmaya başladım:
"Seni çok fazla merak etmemden dolayı seni kırmış olmaktan korkuyorum. Seni çok seviyorum. Sen benim büyük kızımsın. Meşgulden sonra cevap verilmeyişi beni üzdü."
15 dakika sonra:
"Bilmelisin ki: SANA SİTEM ETMİŞ OLMAKTAN UTANIYORUM. ÖZÜR DİLİYORUM. Sevmenin bedelinin yanlış anlamayla ödenmesi çok ağır. Seni aramaya devam edeceğim, açmasan da."
40 dakika sonra:
"Diyelim ki beni arıyorsun, meşgul. Sonra arıyorsun açmıyorum. Sonra gene böyle oluyor. Ne düşünürsün? İlk önce ne oluyor manasına mesaj çektim, cevap yok. Sünnetten dolayı arayamadım. 01:00' da aradım cevap yok. 01:30'da aradım cevap yok. Biliyorum ki sen kırıldığına cevap vermezsin. İçimde ne zaman Büyükadam olacağım korkusu vardı."
8 dakika sonra:
"Yanlış anlaşılırım korkusuyla çok istediğim halde, seni seviyorum diyemiyordum. Seni ilgilendirmez ama söyleyeyim: Bu aşk değil, başka bir şey. Yoksa kıskanırdım."
Ertesi gün 17:30 dolaylarında ulaşmayı başardım ve aramızda şu konuşmalar geçti:
- Ne olur benden şüphe etme!
- Telefon meşgulden sonra...
- Ne olur benden şüphe etme!
- Meşgulden sonra açmıyınca...
- Ne olur benden şüphe etme!
- Asla! Bundan sonra...
- Ne olur benden şüphe etme!
- Asla! Bir daha böle bir şey olmayacak!
- Ne olur benden şüphe etme!
- Seni çok seviyorum!
- Lütfen ağlamayın.
Artık kendimi tutamıyordum. Sesli sesli ağlıyordum. Benim soru işaretlerinden ibaret iletimden sonra burun kanamaları yeniden başlamıştı ve durdurulamıyordu. Müthiş bir suçluluk duyuyordum. "Benim yüzümden oldu" diyordum. Aylin beni teselli etmeye çalışıyordu ama ben suçluluğumu yenemiyordum. Ayrılırken Aylin, "hadi öptüm" dedi. Bunu uzun bir aradan sonra ilk defa söylüyordu ve ben de ilk kez "ben de" diye karşılık verdim.
Kapattıktan sonra bir süre kendime gelemedim. Kendime gelince de düşünmeye başladım. Yalvarma ses tonuyla ısrarla söylenen "ne olur benden şüphe etme" sözleri, benim "seni çok seviyorum" dememle sona ermişti. Sanki bana bunları söyletmek istemiş gibiydi. Hemen öncesinde çektiğim iletiler nedeniyle bunu aşk olarak algılamayacağı kanaatindeydim. Peki ama bana böyle yalvarması ne demekti? Bütün çabama rağmen bana âşık mı olmuştu? Evet. Öyle olmalıydı. Şimdi bunun önemi yoktu. Öncelikle onun iyileşmesi gerekiyordu. Özer ile yaptığımız görüşmede Aylin'in bu konuşmadan ona bahsetmediğini anladım. Bu da benim tahminimi destekliyordu. Bu yalvarma sanki örtülü bir aşk ilanıydı.
22 Ağustos'ta, mevcut şartlar altında sadece körsesci görüşmelerinin yeterli olmayabileceğine ve onu sürekli motive edecek iletilerle desteklemek gerektiğine inandım. Bu yönde ilk iletimi sabah erken saatte gönderdim: "Sevgimi gönderiyorum sana, yarenlik etsin diye. Gönlümü gönderiyorum sana, göz kulak olsun diye. Kalbimi gönderiyorum sana, pes ettiğinde kulaklarından çeksin diye". Akşam olunca da telefonda buluştuk:
- Burun kanamalarım durdu.
- Hep benim yüzümden.
- Lütfen kendinizi suçlamayın.
- ...
- Kitap kapağı için aklıma bir fikir geldi.
- Benim hiç acelem yok. Ne zaman "tamam, kapak bu" dersen o zaman bastırırım.
- Kayalarla çevrili bir göl düşünüyorum. İnsan yok. Gölde hafif bir yakamoz ve kenarlarda tek tük sazlar var. Hafif bir ışık olmalı. Işığın olmaması hiç umut olmadığını gösterir. Umudu temsilen hafif bir ışık olmalı.
- Çok güzel bir fikir bu! Yine de acelem yok. (Kitap basılmadıkça hep bir kitap fikri olacaktı. Bu, hem onu oyalayacak, hem de hayata sarılmasını sağlayacaktı. Kitap bastıracak durumum yoktu. Yalnızca onun yaşama isteğine vesile olduğu için kitap parasını borç alarak ödemiştim.)
- Bugün çok değişik rüyalar gördüm. Yeryüzünden yükseldim. Çok güzel bir yere geldim. Orda beni biri karşıladı. Kelimelerle anlatılamayacak, dünyada benzeri olmayan bir güzellikteydi. O renklerin uyumu muhteşemdi. Orda da çok akıllı olmak gerekiyor. Sonra da döndüm. Artık ölümden korkmuyorum (Artık ölümden korkmuyorum sözü dikkatimi çekti. Kalbi durduktan sonra yeniden çalıştıranların benzer anlatıları vardı. Farklar olsa da hepsinde ölümden korkmuyorum sözü ortaktı. Galiba Aylin, gerçekten öbür tarafa gidip gelmişti).
|
Geri | İleri |
1 2 3 4 5 6 7 8 9 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35