Önsöz
Makina mühendisiyim. Kendi mesleğimle ilgili araştırmalar yaparken temel üç problemle karşılaştım:
1. Kaynak sıkıntısı
2. 'Bu iyi bir şey olsaydı gâvurlar yapardı.' İlginçtir ki, bunu söyleyenler arasında mühendisler de vardı.
3. Yeni bir şeye yatırım yapmayı, - başta büyük holdingler olmak üzere - kimse düşünmüyor ve heves etmiyordu.
İlk sorun bir şekilde aşılabilinirdi ama diğer ikisinin geçilebilmesi mümkün görünmüyordu. Bu şartlardaki bir ülkenin kalkınabilmesi imkansızdı ve kalkınamadı. 1914 yılındaki Osmanlı bile günümüz Türkiye Cumhuriyeti'nden daha ileriydi. İtirazları duyuyor gibiyim. Bilgisayarlarımız, televizyonlarımız, cep telefonlarımız vb var diyeceksiniz. Ben de soracağım: Kaçı yerlidir? Osmanlı'nın hiç değilse Avrupalı çağdaşlarıyla aynı ayarda olan mühendisleri vardı. Kurtuluş Savaşı'mızda da onların çok önemli rolleri olmuştur. günümüzdekiler ise en başta kendileri, kendilerini çağdaşlarından aşağı görmektedirler. Bu yüzdendir ki her alanda öz üretimimiz en alt seviyededir.
Ülkemiz insanlarının bir takım davranış biçimleri vardır. Bunların bir kısmı güzel davranışlarken bir kısmı kötüdür. Kan davası, töre cinayetleri; üst geçidin altından karşıdan karşıya geçmek gibi. Bu davranışlar tarihimizden gelmektedir. Bunları önleyebilmek için tarihimizi iyi bilmek ve tarihi inançları bilgiyle çürütmek gerekmektedir. 'Bunları yapmayın' demek çözüm değildir.
Bir sürü sosyologlarımız vardır ama Anadolu'nun sosyolojik haritası çıkarılmış değildir. Yapılmışsa da ben bilmiyorum.
Bir sürü felsefe profesörümüz vardır ama hiç birinin aklına 'Türk Felsefesiéni ortaya koymak gelmemiştir. Elbette ki bir Türk Felsefesi vardır. Bu felsefe, halkın içgüdüleiyle ortaya koydukları ve bir çoğumuzun hoşuna gitmeyen bir felsefedir. Örnek: Kısa yoldan zengin olmak...
Sosyolojik haritanın çıkarılması ve bu haritaya uygun felsefenin ortaya konması, Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınmasının ve 'muasır medeniyetler' seviyesine çıkmasının ve hatta aşmasının olmazsa olmazıdır.
Bu olmadığı için Sultan Abdülaziz'in azlinden bu yana hep birileri 'millet adına' millete rağmen işler yapmışlardır ve yapmaktadırlar.
Kalkınma için çok güvenilen yabancı sermaye, Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenilmezliği yüzünden gelmemektedir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nde bugün serbest olan bir iş kolu, yarın yasak olabilmekte; kaldırılmış bir yasak yeniden konabilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nde bir devamlılığın var olduğunu söyleyebilmek zordur.
Hukuk'un nasıl olduğu, zaten herkesçe bilinmektedir. Devlet'in Anayasası'nda, insan hakları açısından olmazsa olmaz 'angarya yasaktır' ve ' hiç kimseye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz' hükümleri bizzat Devlet tarafından ayaklar altına alınmaktadır. Herkes tarafından bilinen 'döner sermaye'ler imtiyaz değil midir?
Nazım Hikmet Ran, Hüseyin Nihal ATSIZ ve Necip Fazıl KISAKÜREK gibi birbirlerinden çok farklı düşünce yapısına sahip isimler, sırf düşünceleri yüzünden hapsedilmişlerdir. bunlar doğru düşünmüyorlarsa doğru düşünce nedir? Kimin doğru düşündüğüne kim karar vermiştir? Sonuç ise ortadadır: Düşünceyi külfet sayan ve aydını olmayan bir toplum. Müjdeler olsun onlara!
İşte okuyacağınız bu kitap, insanlarımızı, - tarihin ışığında - düşünmeye, özellikle de farklı düşünmeye teşvik etmek için yazılmıştır.
Kenan Aydın