Laiklik ve Başörtüsü

 

Nur Suresi 31. ayet, “ziynetlerini açmasınlar, başörtülerini yakaları üstüne salıversinler” hükümlerini; Ahzab suresi 59. ayet, “cilbablarını alıp örtünsünler” hükmünü getirmiştir. Günümüzde meallerde hatalar olduğu iddia edilmektedir. Hiçbir dilin, hiçbir dile tam olarak çevrilemeyeceği muhakkaktır. Bu yüzden de süs yeri olarak tercüme edilen ziynet kelimesini ve dış elbise olarak tercüme edilen cilbab kelimesini olduğu gibi bıraktık. Bazıları başörtüsü diye tercüme edilen kelimenin başörtüsü olmadığını, bu yüzden de Kuran’da başörtüsü bulunmadığını iddia etmektedirler. Ancak bu kelimenin ne olduğuna açıklık getirmemektedirler.

 

Ziyneti, kimileri takı olarak da yorumlamaktadırlar. Hem takı, hem de süs yeri olarak da kullanılmış olabilir. Ayette ikisi de algılanabilir. Burada süs yeri olmasını değerlendireceğiz.

 

Başörtüsü ister var olsun, ister olmasın halkımız varlığına inanmaktadır ki geçerli olan da budur. Çünkü sorguladığımız inançlardır. Başörtüsü ülkemizin bir gerçeğidir.

 

Kuran’da başörtüsünün başın neresinden başlayacağı belirtilmemiştir. Sadece yakanın üzerinden salınması emredilmiştir. Saçın tamamının örtülmesi, ziynet kelimesi ile ilintilidir. Eğer saçı kadının bir süsü olarak kabul ederseniz tamamını, eğer bir süs olmadığını kabul ederseniz bir kısmını kapatmalısınız. Hiçbir şekilde başınızın bir bölümünde toplayamazsınız. Toplarsanız ayeti inkar etmiş, kendinize göre bir hüküm getirmiş olursunuz. Bu da sizin artık Müslüman olmadığınız sonucunu getirir. Saçı kadının süsü kabul edenler, vücut hatlarını da süs kabul etmek zorundadırlar. Pantolon veya vücut hatlarını belli eden dar elbiseler giyemezler ama giyenler vardır. Kuran giyime fazla bir önem vermemiştir. Çünkü çok az yer vermiştir. Verdiği yerlerde de örtünmeyi esas almıştır.

 

Günümüz Müslümanları itikate değil amele önem vermektedirler. Yani inanç boyutunu es geçip uygulama bölümünü esas almaktadırlar. Bu durum, başörtüsü ile üniversitelere girip girememelerinden daha vahim olmasına rağmen kimsenin umurunda değildir. Başörtüsünü problem yapanları samimi bulmuyoruz.

 

Laiklik ise Sayın Sabih KANADOĞLU’na göre yasalarda dini hüküm ya da dini düzenlemeler bulunamayacağı şeklindedir. Bizce de böyle olmalıdır. Sayın KANADOĞLU’nun gözden kaçırdığı husus  ise yasakların da bir dini hüküm veya düzenleme olduğudur.

 

Başörtüsü yasağını savunanlar, dini kimliklerin teşhir edilemeyeceği gerekçesini göstermektedirler. O halde camileri, kiliseleri ve diğer ibadet yerlerini de kapatmak gerekmez mi? Çünkü oralara girip çıkanlar da dini kimliklerini sergilemektedirler. Bir başka gerekçe de Türkiye’nin İran’a dönüşeceği endişesidir. Müneccim olmalılar. Eğer samimi iseler mücadelelerini o yönde yapmaları gerekmez mi? Biz bu tarafı da samimi bulmuyoruz.

 

Samimi olmayan iki grubun çatışmasını hayret ve şaşkınlıkla izliyoruz. Galiba birileri, kanlı bitebilecek bir oyun oynuyorlar.

 

Halkımız Osmanlı döneminde kasıtlı olarak fakir ve zayıf bırakılmıştır. Cumhuriyet döneminde de baskı altında tutulmuş ve tutulmaktadır. Oluşturulan baskı rejimi kitlesel sessiz bir öfkeye dönüşmüştür. AKP’nin bütün olumsuz şartlara rağmen oylarını arttırmasının temel sebebi budur. Ülkemiz hızlı bir ihtilale doğru sürüklenmektedir. Dikkat edin, darbe değil ihtilal diyoruz. İşte o zaman Türkiye’nin neye dönüşeceğini bilemeyeceğiz. Osmanlı döneminde Anadolu’da kaç isyan çıkmıştır? Kaldı ki Osmanlı’da bir adalet vardır. Cumhuriyet’te adaletten söz edilebilinir mi?

 

Uygulanmayan o kadar çok yasa vardır ki saymakla bitmez. Anayasa’nın hükümleri çiğnenmektedir ve vatandaşın Anayasa mahkemesine gitme hakkı yoktur. Basit davalar bile yıllarca sürmektedir. Üzerine bir de fukaralığı katarsanız halkın rejime neden sahip çıkmadığını ya da çıkmayacağını anlarsınız.

 

Bir hamamcı yamağının (Patrona Halil) ihtilal yapabildiği yerden, aydınların bile hakkını arayamadığı noktaya getirenler, başlarını önlerine alıp düşünmelidirler.

 

Kenan Aydın

 

 

Güncel Siyaset Sayfasına DÖN