Depremi Beklerken

Marmara Denizi’nin dibindeki fayın hareketlendiği tespit edildikten sonra deprem gündemimize oturdu. Ama sadece gündemimize oturdu. Geriye yüreğimize oturmasını beklemek kaldı.

 

Çok partili sisteme geçtiğimizden beri iktidarlar ekonomiyi yönettiklerini iddia etmişler, insanı yönetmeyi akıl edememişlerdir. En iyi yatırım insana yapılandır diyenlerin sesi cılız kalmış, iktidara oturamamışlardır. Gelseydiler ne yaparlardı bilemiyorum.

 

İnsanlarımız hep yüzdelik dilimi olarak görülmüş, onların etten, kemikten ve ruhtan oldukları düşünülmemiştir. Hemen tamamı fakirlik sınırının altında, büyük bir çoğunluğu da açlık sınırının altında olan memurlarımıza %2 zammı yeterli bulan memur sendikalarımız vardır. Şüphesiz ki onlara en güzel cevap sendikadan istifa etmek olacaktır ama bunu yapabilecek cesarete sahip memurumuz da yoktur. Onlar ki ülke problemlerine çözüm üretmeleri gerekenlerdir. Anlaşılan kendi problemlerini çözmekten acizdirler.

 

Hükümetler ise asıl görevlerinin bütçeye gelen yükleri azaltmak için gerekli tedbirleri almak olduğunu unutarak memura yapılacak yüzde bilmem kaç zammın bütçeye getireceği yükten şikayet etmişlerdir hep. Bu zihniyete sahip insanların yönettiği ülkede kimse insan için gerekli yatırımların alınacağını ummasın, beklemesin. Sonuç gözlerimizin önünde: İstanbul, dünyada depreme karşı en savunmasız ikinci şehir. Başka hangi konuda savunulmuştur ki zaten…

 

Artık bilmek zorundayız ki ne yaparsak kendimiz, kendimiz için yapacağız.

 

Deprem Hareketleri

a.    Yatay hareket

Biz buna sağa- sola hareket diyeceğiz. Yer sağa doğru hareket ederken binamız (eylemsizlik prensibi gereği) buna direnir ve üstü solda kalır. Yer sola doğru hareket ederken binamız buna da direnir ve üst kısmı hızla sağa doğru hareketlenip durmaya da direnç göstererek bir miktar daha yoluna devam eder. Yer yeniden sağa doğru hareketlenirken bina önce bir an durur ve bu esnada gerilimler o kadar artar ki çatırtıları duyarsınız. Sonra da üst kısmı sola doğru hareketlenir. Bütün bu hareketlerden dolayı binamızın kolonlarına kesme kuvvetleri darbeler halinde gelir. Bu darbelere dayanamayan binalar yıkılır.

b.    Dönme Hareketi

Yukarıda anlattıklarımız burada da geçerlidir. Fark gidip gelme değil, sağa-sola dönme hareketi olmasındadır. Binamızın kolonları çamaşır sıkılıyormuş gibi burulur. Bu burma zorlamasına dayanamayan bina çöker.

c.     Düşey Hareket

Bu tür hareketlenmede yer, sağa-sola değil aşağı-yukarı gidip gelir. Binamız bu harekete de direnç gösterir ve kolonlara basma ve çekme yükleri biner. Kendi ağırlığının oldukça üzerinde olan bu kuvvetlere direnemeyen bina yine çöker.

 

Depremlerde bu hareketlerin biri veya ikisi görülür. 17 Ağustos depreminde olduğu gibi bazen üç hareket de aynı anda olur. Binamız sağlam değilse yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur.

 

Sağ Kalma ve Kurtarma

 

Yapılan hesaplamalara göre İstanbul’da 90.000 kişi ölecek ve 150.000 kişi de yaralanacaktır. Bu yazının yazılış amacı 90.000 kişinin 89.999 kişi olmasını arzu etme ve istememizdir. O bir kişiyi hiç tanımıyor ve ilerde de tanışmayacak olmama rağmen benim için çok değerlidir. O bir kişi, kim bilir belki de sizin komşunuz, anneniz, babanız, kardeşiniz veya evladınızdır. Kim bilir belki de bizzat sizsinizdir.

 

Sıra, masa gibi şeylerin altına saklanmanızı tavsiye ediyorlar. Sakın böyle bir şey yapmayın. Bu eşyalar binanızın çökmesi durumunda tonlarca ağırlığa dayanamazlar ve üzerinize kırılarak sizi ikiye bölerler. Onlar sadece dökülen sıvalara karşı sizi korurlar ki bu işi yorgan veya battaniyeler de yapabilir. Tavanda tuğla yoktur. Tuğlalar duvardadırlar. Dolayısı ile tuğla darbeleri yandan gelecektir. O eşyalar yan darbelere karşı sizi korumazlar.

 

Depremden kaçılabilinir mi? 17 Ağustos Depremi 45 saniye sürmüştür. Siz de 45 saniye içinde binayı terk ederek açık alana çıkmak zorundasınız. Alçak binalarda bile başarmanız çok zordur. Eğer binanız yıkılacaksa kaçıncı saniyede yıkılacaktır? Siz merdivende iken yıkılırsa hayatta kalamazsınız. Pencereden atladınız diyelim. Siz daha toparlanamadan çöküş olursa yine dirliğiniz sona erer. Açık olarak kaçış yoktur.

 

Binanız bir şekilde ayakta kalırsa zaten ölmeyeceksiniz. Artçı gelmeden binayı terk etmelisiniz.

 

Eğer binanız çökmüş ise hayatta kalabilmenizin tek yolu bina içinde meydana gelecek olan boşluklarda olabilmektir. Kirişlerin kenarlarında boşluklar olur. Ayrıca çeşitli eşyalarınızın çevresinde de onlar ezilse bile boşluklar kalır. Evinizi inceleyin ve nerelerde boşluklar kalabileceğini tespit edin. Ev halkınızın sayısına göre kimin nerede bulunması gerektiğini hesaplayın. Hayatta kalmanız garanti olmamakla birlikte en az kayıpla depremi atlatabileceğiniz yöntem budur. Artık kurtarılmayı bekleyebilirsiniz.

Bir şekilde göçük altında kalmaktan kurtuldunuz ama yan binada bulunan komşunuz, anneniz, babanız, kardeşiniz veya evladınız göçük altında. Onu veya onları oradan çıkarabilmek için tırnaklarınızdan başka neyiniz var ki?.. Tanrı kimseyi çaresiz yapmasın.

 

17 Ağustos Depremi bize göstermiştir ki kurtarılan insanların kaba bir tahminle en az %80’i halk tarafından kurtarılmıştır. İstanbul Depremi’nde de böyle olacaktır. O halde planlarımızı bu oranın yükseltilmesi yönünde yapmak zorundayız. Her apartmanda yangın dolabı gibi bir deprem dolabı olmalıdır. Bu dolapta keskiler, çekiçler, balyozlar ve demir kesme makasları olmalıdır. Hane başına çıkarılacak bir fiyat yüksek olmayacaktır. Depremden sonra en çok ihtiyaç duyacağımız aletler bunlar olacaktır. Her on veya yirmi apartmanda bir, bir jeneratör ve birkaç kırıcı olmalıdır. Bunlar da hane başına yüksek fiyat tutmaz. Unutulmamalıdır ki binaların %1’inin çökeceği tahmin edilmektedir.

 

Ne dersiniz, bir kişinin hayatı için çok şey mi istiyorum?

 

Kenan Aydın

Güncel Siyaset Sayfası