Back to previous chapter Next chapter
Ana Sayfa    

  Aşka Saygı

70'li yılların ortalarında, bir kızdan hoşlanmış ya da sevdalanmışsanız bir takım engelleri aşmak zorundaydınız. Eğer sınıf arkadaşınız değilse en başta iletişim engeliniz var demektir. o zamanlar iki haberleşme kaynağınız vardı: Mektup ve telefon. Telefonu olan evlerin de sayısı belirliydi. Olsa da gizlilik ilkesi ihlal edileceğinden bu aracı kullanamazdınız. Postayla da mektup gönderemezdiniz. Çünkü kimin eline geçeceğini bilemezdiniz. Önce, bakışlarla kendisini beğendiğinizi belli etmeniz, sonra da onun sizi beğenmesini sağlamalıydınız. Kızı tanıyan bir çocuk bulabilirseniz işiniz biraz kolaylaşmış demektir. Onunla mektup veya mektuplar gönderebilir, mektup veya mektuplar alabilirdiniz. Aksi takdirde, işaretlerle kızı buluşmaya ikna etmek zorundaydınız. O dönemde kızlar çok çekingen olduklarından sizi beğeniyor dahi olsa ikna edememe ihtimali vardı. Evliliğe hazırsanız annenizi istemeye gönderebilir ve problemi çözebilirdiniz. Yoksa yıllarınız, bakışmakla geçerdi. Siz, bütün engelleri aştınız ve bir randevu koparttınız diyelim. Sakın "helal olsun" diyeceğimi sanmayın. Çünkü henüz bütün engelleri aşmış değilsiniz.

Genellikle kızların bir veya birden fazla ağabeyi olurdu. O yetmezdi, bir de mahalle ağabeyleri olurdu. İşte onlara kesinlikle yakalanmamalıydınız. Yakalandığınızda sizi dayak yemekten kimse kurtaramazdı.

İşte bu dönemde, liseden çıkmış, koltuğumun altında ders kitapları, eve doğru gidiyordum. Önümde, bir doksanı aşmış boyu, yüz kiloyu geçkin ağırlığı ve kabadayıvari tavırlarıyla bir dev yürüyordu. O zamanın deyimiyle tam bir ayı, günümüz deyimiyle eksiksiz bir maganda görünümü vardı. Birden karşıdan gelmekte olan bir gencin iki yakasından kavrayarak onun ayaklarını yerden kesti. Kaşları çatık, yüz hatları gergin, gencin suratına kafayı vurdu vuracak gibiydi. Gürledi: "Ne dolanıyon lan kardeşimin peşinde!" genç heyecanlıydı ama gözlerinde korkunun eseri yoktu. Karşılık vermeye hiç niyeti olmayan yüz çizgileriyle başına geleceklere razı olmuş bir tavrı vardı. Yumuşak bir sesle "ben seviyorum onu abi" dedi. Bizim maganda görünüşlü devin yüz çizgileri yumuşadı, çatık kaşları olması gereken yerini aldı. Genci yavaşça yere bıraktı. İki eliyle yakasını düzeltti ve kendinden umulmayan yumuşaklıkla "seni bir daha bizim oralarda görmeyeyim" dedi. Bir eliyle gencin omzuna hafifçe iki defa vurarak " hadi koçum" dedi.

Ben emindim ki: Kız kardeşini bu gençle birlikte görse bile görmezden gelecekti.

Kenan Aydın

Back to previous chapter Next chapter
Geri | İleri

Hikaye Sayfasına DÖN